Çebi Ailesinin Saygı Değer Üyesi,
Aşağıdaki
bölüm değerli akrabamız Mehmet Çebi'nin
hazırladığı İsmailçebi'ler Sülalesi Soyağacı adlı eserin
önsözünden. Kendisine çalışmalarından dolayı tüm
akrabalarımız adına teşekkür etmeyi borç bilmekteyiz.
Mehmet Çebi kimdir? Bilgi için lütfen
tıklayınız...
ÇEBİ
SÜLALESİNİN TARİHÇESİ
Saygıdeğer akraba dost ve
kardeşlerim. Bu kitabın yazılımı, önce bir merakla
başlamış olup daha sonraki yıllarda tamamen bir hobi
haline gelmiştir. Çocukluğumdan beri akrabalarımız
arasındaki bağlantı ve ilişkileri hep merak etmişimdir.
Çünkü soyadımızın çok yaygın olması ve Türkiye'nin her
ilinde karşımıza çıkması çok ilgimi çekiyordu.
1985 Yılından itibaren
Çebi'ler arasındaki akrabalık ilişkilerini araştırmaya
ve incelemeye karar verdim. Araştırmalarım sırasında
birçok Çebi gruplarının olduğunu gördüm. Bu gruplardan
benim tespit ettiklerim bulundukları kasaba ve köylere
göre şu şekildedir.
|
|
İlçe |
Köy(eski adı) |
Köy(yeni adı) |
|
1-İsmail Çebiler |
Araklı |
Yarakar-Makavla
Vizara-Gadavul |
Yolgören-Petekli |
|
2-Hasan Çebiler |
Araklı |
Konakönü |
Konakönü |
|
3-Yakup Çebiler |
Araklı |
Zanike-Pirgi |
Taşönü |
|
4-Hüseyin Çebiler |
Araklı |
Marzuba |
Kaymaklı |
|
5-Bekir Çebiler |
Araklı |
Marzuba |
Kaymaklı |
|
6-Ali Çebiler |
Araklı |
Huğra |
Üzümlü |
|
7-Hamza Çebiler |
Araklı |
Gucara-Pervane |
Pervane |
|
8-Asım Çebiler |
Sürmene |
Cigoli |
Köprüüstü-Aşağıçavuşlu |
|
9-Ahmet Çebiler |
Sürmene |
Soğuksu |
Soğuksu |
|
10-Gül Çebiler |
Araklı |
Os |
Turnalı |
Bu grupların kendi
aralarında akrabalık ilişkileri olup olmadığını
bilemiyorum. Yaptığım araştırmalarda İsmail Çebi’lerle
diğer gruplar arasında 1600 yıllarına kadar bir bağlantı
görülmüyor. Fakat daha öncesiyle ilgili daha detaylı bir
araştırma gerekiyor. En son elde ettiğimiz bilgilere
göre 630 yılarında yaşayan Çebi Han ‘a (Çebi Prensi)
kadar gidilmektedir. Bu konuyu daha sonra açıklayacağım.
Bu kitapta 1600 yılından sonra yaşayan İsmailçebi'ler
sülalesinin akrabalık ilişkileri ve bağlantıları
incelenmiştir.
Bu konuyla ilgili merakım,
önce annem ve babamdan başladı. Çünkü annem ve babam
aynı soyadı taşıyordu. Araştırmalarıma yakın
akrabalarımla devam ettim. Zonguldak'ta akraba çevremiz
sınırlı idi. Daha geniş bilgi için araştırmaya
kökenimizin başladığı Araklı'dan devam etmem
gerekiyordu.
Yaz tatillerimde
akrabalarımı, çocukluğumun geçtiği yerleri ve ata
topraklarını görmeye Araklı’ya gittiğimden, yine bir yaz
tatilimde konu ile ilgili düşüncelerimi yakın akrabam
olan Av. Cengiz Çebi'ye açtım. Cengiz'de bu konuyla
ilgisi olduğunu ve babası Ömer Hoca ile ağabeyi Nafık'ın
da bu konuda detaylı bir çalışmaları olduğunu söyledi.
Büyük bir merakla bu
çalışmaları görmek istediğimi söyledim. Cengiz,
soyağacımızla ilgili olarak yapmış oldukları çalışmayı
getirdiğinde, bu muazzam araştırma beni hayrete
düşürmüştü. Çünkü yaklaşık 300-350 yıllık tarihimizin
ana iskeleti hemen hemen hiç şaşmadan çıkarılmıştı. Daha
sonraki çalışmalarımda bunu teyit edecektim. Cengiz'in
elindeki soyağacının birçok eksiği bulunuyordu. En büyük
eksikte soyağacında bayanların olmayışı idi. Kadınlar
soyağacına hiç yazılmamıştı. Uzun yıllar süren araştırma
ve incelemelerimle, ben de bu eksiği tamamlamaya
çalıştım. Çünkü annelerimizi, teyzelerimizi,
halalarımızı, ninelerimizi soyağacında göremezsek bu çok
büyük bir haksızlık olmaz mıydı
Daha sonra Cengiz'le
beraber ana şema üzerinde çalışmaya başladık. Bu ana
şemanın nasıl düzenlendiğini Ömer Bey'e sorduğumda, şu
şekilde bir açıklama yaptı. Ömer Bey'in babası Tahsildar
olduğundan, (o devirde sülalede okuma yazma bilen tek
kişi ) işi icabı Araklı'da kimin nerede, hangi arazide
oturduğunu bilmek zorunda olduğunu ve bu nedenle
karmaşık arazi ve aile yapısını çözebilmek için küçük
küçük notlar tuttuğunu, babası ölünce de bu notları
düzenleyerek İsmail Çebi'ler soyunun ana şemasını
çıkarttığını söyledi.
Ben bu çalışmanın bir
kopyasını çıkartarak soyağacına, ana iskeletin daha
sonraki kuşakları için devam etmeye başladım Bu konuda
görüştüğüm tüm akrabalarım canla başla bana yardımcı
olmaya çalıştılar.
Sülalemizin geçmişi ile
ilgili çeşitli görüşler ortaya atılmaktadır. Sırasıyla
bu konuları inceleyecek olursak;
1-Prof. Dr. Y. Nurettin
İsmailçelebioğlu’nun yapmış olduğu araştırmaya göre
Çebilerle ilgili en eski bilgi şu şekildedir. En başta
İsmail Çelebi (veya Çebi) isimli kişi bulunmaktadır.
İsmailçebi'ler soyunun atası olarak kabul edilen bu
kişi, Konya'dan Rize'nin Hemşin İlçesi Cimil köyü’ne
gelmiş burada bir müddet kalmış ve 3 çocuğu olmuştur
(buraya çocukları ile de gelmiş olabilir). Çocuklarından
biri Ayvaz Hüseyin (mezarının Sürmene’de Berdoz Köyünde
bulunduğu), diğeri Kel Ali (mezarının Ünye’de), bir
diğeri de Kumbasar (mezarı Rize’de) dır. Kumbasarlar
halen Rize'nin Çamlıhemşin İlçesinde yaşamaktadırlar.
Çebilerin yaşadığı bu tarihler yaklaşık 1650 yıllarına
denk gelmektedir. Bu bilgiler daha sonra elde ettiğimiz
bilgilerin yanında sönük kalmaktadır. Aşağıdaki
açıklamalardan köklerimizin çok daha derinlere gittiği
görülecektir.
Zonguldak'ta tesadüfen
karşılaşıp sohbet ettiğim meşhur Kalp Doktoru Profesör
Dr. Abidin Kumbasar’da, aynı şekilde Çebiler'le
akrabalık ilişkisinin olduğunu bildiğini fakat detayı
hakkında bilgi sahibi olmadığını söylemiştir. O
devirlerde eski mezarlarda yazılı taş olmadığından bu
efsanenin doğruluğunu teyit edecek bir belge
bulamıyoruz. Ancak, elimizdeki bilgilerden yola çıkarak
ana şemadan görüldüğü gibi İsmail Çebi’nin tahminen
1600-1650 yılları arasında yaşamış olabileceğini
söyleyebiliriz.
Ayvaz Hüseyin’in
çocuklarının da İsmail Ağa (D.T. bilinmiyor. Ö.T. 1783),
Ferhat Ağa ve Kara Ali Ağa (D.T.1694, Ö.T. 1782) olduğu
görülmektedir. Kara Ali Ağa’nın Osmanlı döneminde o
yörede 24 köyün ağası olduğu ve kendisine Padişah
tarafından bir kürk hediye edildiği de rivayet
edilmektedir.
2- Sovyetler Birliği’nde
Karadeniz Kıyısına yakın Sudak Kazası’na bağlı Urajaynik
Köyünde de çok kalabalık bir Çebi Sülalesinin
yaşadığını öğrenmiş bulunuyoruz. Ağabeyim Hüseyin Çebi,
1998 yılında bu köye giderek halen bu köyde yaşayan ve
yine Mustafa Çebi’nin oğlu Hüseyin Çebi oğlu 1916
doğumlu Ahmet Çebi’nin (eşi Wüsemma Çebi) oğulları
Hasan Çebi, Hüseyin Çebi ve kızı Esma Çebi ile de
görüşmüş ve bu görüşmeyi kamera ile videoya da
kaydetmiştir. Burada yaşayan Ahmet Çebi’nin verdiği
bilgilerden; 18 Mayıs 1944’de II. Dünya savaşı sırasında
Sudak Kazası’na bağlı Ayseres Köyü’nde (Skodoski’ye 320
km. ve Karadeniz’e 20 km.) yaşayan Çebilerin, Devlet
Başkanı Stalin’in talimatıyla bir kısmının Sibirya’ya
diğer bir kısmının önce Özbekistan/Semerkant’a, oradan
Rusya’da Kresnoda’ya daha sonra Kırım/Kuban’a sürgüne
gönderildikleri, Gorbaçov döneminde çıkan ve halkların
kendi köylerine dönebilmesiyle ilgili yasadan
yararlanarak 1989 yılında- aradan 45 yıl geçtikten
sonra- kendi köylerine dönebildikleri, fakat kendi
köylerine Rusların yerleştirilmelerinden dolayı
Urajaynik Köyü’ne iskan edildikleri öğrenilmiştir.
Buradaki akrabalardan edindiğimiz bilgilerden Çebilerin
350 yıldan daha uzun zamandan beri bu köyde yaşadıkları
ve daha öncesine ait bir bilgi bulunamamıştır.
3-Ünlü romancımız Yaşar
Kemal, Binboğalar Efsanesi isimli kitabının 40.
sayfasında Çebi obasından bahsetmektedir. Bu konunun
detayını Yaşar Kemal’in daha sonraki kitabından
öğreniyoruz. ( Yaşar Kemal kendisini anlatıyor, Alain
Bosguet ile görüşmeler Yapı Kredi Yayınları 1990 s. 150)
“Osmanlı çağında 1865 başkaldırısından sonra olacak,
aşiret koşulları değişip de yerleşmek için can attıkları
günlerde olacak Çebi Aşireti ustası bir kılıç yapıp
padişaha götürüyor. Padişah da bu güzel kılıcı o kadar
beğeniyor ki o aşirete Aydın ovasını veriyor. Bu olay
doğru yada yanlış aşirette biliniyor. Üstelik Çebi
Aşireti demircisi kökten sürme bir usta değil, daldan
eğme, yani çıraklıktan yetişme, kutsallığı olmayan bir
kimsedir. Haydar ustaysa kökten sürme” gibi. Aydın
ovasında da Osmanlı döneminde Çebiler’in varlığından
haberdar oluyoruz. Daha önceki bilgilerimizden bu obanın
bizim soyumuzla bir ilgisi olup olmadığını bilemiyorduk
ama yeni öğrendiğimiz bilgilerden bu olasılığın kuvvetli
olduğu anlaşılmaktadır. Burada Yaşar Kemal Çebilerin
ustası Rüstem Ustanın kökten sürme olmadığını söylüyor.
Burada yanıldığını şu andaki bilgilerimizden
anlayabiliriz. Orta Asya steplerinde ilk I. Hakanlık
döneminde ilk Türk Hanı Bumin Han, Ju-jan hanı Anahun!a
elçi göndererek kızıyla evlenmek istediğini söylüyor.
Han, Bumin-han’ın talebini reddettiği gibi “sen benim
dökümcümsün, bana karşı böyle bir isteğe nasıl cüret
edersin “diyerek-o dönemde Türkler Ju-Janlara demir
dökerlermiş- kızgınlığını ifade ediyor. Bumin Han 552
yılının kışında Ju-Janlarla savaşarak onları yenerek
ağır bir mağlubiyete uğratıyor. Anahun bu yenilgiyi
hazmedemeyerek intihar ediyor. Bumin Han İl han unvanını
alıyor ve 552 yılında ölüyor. (L. N. Gumilev, Eski
Türkler s. 44 Selenge yayınları 2002) Çebilerin atası
Çebi han’ın da Bumin han’ın torunlarından Kat-İl han
döneminde yaşadığını öğreniyoruz. Atalarımızın,
demir-çelik ve dökümcülük konusunda ne kadar deneyimli
olduklarını da bu bilgilerden anlıyoruz.
Dr. Çakıroğlu’nun
listesinde; Batı Anadolu’daki Yörük Oymaklarına dair
30.sıradaki Çebni (Çebi) Oymağının (XIX. Yüzyılın II.
Yarısında) önemli bir oymak olduğu ve Aydın Vilayeti’nin
her tarafına yayıldığı yazılmaktadır. (Prof. Dr. Faruk
SÜMER, Oğuzlar (Türkmenler) Tarihleri-Boy
teşkilatları-Destanları Türk Dünya Araştırmaları Vakfı
İstanbul 1999 s.437).
4-Zonguldak’ta görev yapan Savcı
Yardımcısı Nadir Üçüncüoğlu’nun verdiği şu bilgilerin de
araştırılması gerekiyor. Nadir Bey’le yapmış olduğumuz
sohbette; Nadir bey Çebilerin atasıyla kendi atalarının
Trabzon’un fethinde rol oynadıklarını söylemiştir. Fatih
Sultan Mehmet, Trabzon’u fethetmek için önce Pontus
İmparatorluğu şehrine(Trabzon’a), güvenilir iki uç
beyini göndermiştir. Bu iki kişiden biri Çebi, diğeri de
Üçüncü’dür. Bu iki uç beyi kale içinde gözlem ve
araştırma yaparak kalenin zayıf yönlerini gösteren bir
rapor hazırlamışlardır.Fatih Sultan Mehmet’in emrindeki
kuvvetlerden Hersekzade Ahmet Paşa, kumandasındaki
baltacılar ve kazmacılar vasıtası ile açılan yollardan
sahile inerken bu grup muhtemelen Taşköprü’den ayrılıp
halen soyumuzun yaşadığı Karadere (Araklı)
vadisinden-halen Çebiler’in yaşadığı ve sahip olduğu
yöre- sahile inmiştir. (Sürmene s.127 Sürmene Belediyesi
Kültür Yayınları 1990) Bu uç beylerinin hazırlamış
olduğu raporlara göre kaleye saldırılmış ve Trabzon 15
Ağustos 1461’de fethedilmiştir. Nadir bey’in verdiği
bilgilere göre bu olay Osmanlı Arşivlerinde
anlatılmakta olup kendisi de bizzat babasıyla Osmanlı
arşivlerine girerek bu konuyu incelemiştir. Çünkü
Trabzon Orduevi’nin yeri, Trabzonun fethinde göstermiş
olduğu yararlılıklardan dolayı Ömer Üçüncüoğlu’na
verilmiştir. Çebiler’e de yazlık ve kışlık yerler
verilmiştir. (Bu konu yazar Yaşar Kemal’in Binboğalar
Efsanesi romanında anlattığı olayla örtüşüyor.)
Üçüncüoğullarıyla Çebilerin tarih sahnesindeki
yakınlaşması da bu şekilde meydana gelmiştir.
Üçüncüoğulları halen Gümüşhane İli’ne bağlı Torul
İlçesi’nde yaşamaktadırlar.
5- Ünlü Türk Tarihçisi Prof. Dr. Faruk
Sümer, Çapa Diş Hekimliği Genel Sekreteri Namık Çebi’ye
kendi el yazısıyla yazmış olduğu yazısında-Namık Çebi bu
yazıyı çerçeveletip duvarına asmıştır-Çebiler’in
atalarının ünlü Oğuz Boylarından Çebni Boyu olduğunu
ifade etmiştir. Zaten Çebiler’in yaşam kültürü,
yaşadıkları yöreler, savaşçı ve atak karakterine
bakılırsa bu dayanağın doğru olduğu görülür. Burada
Prof. Dr. Faruk Sümer’in, Oğuzlar (Türkmenler)
Tarihleri-Boy teşkilatları-Destanları isimli kitabındaki
Çebnileri, Çebi olarak düzelttiğimizde soyumuzun derin
tarihi de ortaya çıkmaktadır.
Çebi niçin Çebni olarak
çevrilmiş ? Orta Asya dillerinin çevirisi çok zor bir
çeviri dilidir. Yabancı tarihçiler bu konuda daha hassas
davranmaktadırlar. Örneğin Sovyet yazar Lev Gumilev Orta
Asya Türk Tarihi konusunda Dünya’da bir otorite olarak
kabul edilmektedir ki kitabında Çebi-Han’ı tam olarak
tercüme etmiştir. Çebiler, Anadolu’nun bir Türk yurdu
haline gelmesinde en mühim rolü oynamışlardır. Yukarı
Kelkit boylarından, Bursa ve Kocaeli’ne kadar geniş bir
sahada yayılmışlardır.
XIII. yy.ın ikinci
yarısının ortalarında kalabalık bir Çebi grubunun Sinop
yöresinde yaşadığı görülmektedir. Çebiler, 1277 yılında
bölgedeki karışıklıklardan yararlanarak Sinop’u almak
için kadırgalarla Sinop’a gelen Trabzon Rum İmparatoruna
karşı şehri başarı ile müdafaa edip geri dönmeye mecbur
bırakmışlardır. İmparator II. John zamanında (1280-1297)
Ünye (Halibiya) yöresini ele geçiren Türklerin Sinop
Çebileri olabileceği düşünülmektedir. 16 Ağustos 1297’de
Limnia’da (Çarşamba Bölgesi) ölen Trabzon Kralı
Kaloionnes Kommenos zamanında Çebiler Ünye bölgesini
zaptetmiş, bölgenin dağlık kesiminde yer alan otlaklar
ve bol yaylalar kısa sürede Çebiler tarafından işgal
edilmiştir. Bölgeyi işgal eden Türkmenlerin lideri
Bayram Bey idi.
1313 yıllarında Çebilerden
olduğu tahmin edilen Bayram bey ile buyruğundaki Çebiler
kurulmuş bir pazarı ele geçirmişlerdir. Ordu Vilayeti’ni
fetih eden ve orada beylik kuran Bayram Bey’in (Bayramlı
Beyliği) 1322 yılında çok sayıda askerle Palaio
Matzuka’ya (Hamsi Köy) kadar geldiği ve ağır kayıplar
vererek geri döndüğü bildirilmiştir. Osmanlı Tapu tahrir
defterlerinde Ordu Bölgesi “Kaza-ı Bayramlu” olarak
kaydedilmiştir. (Sürmene, Sürmene Belediyesi Kültür
Yayınları s.104 1999)
1349 yılında tahta çıkan
Trabzon Pontus İmparatoru III. Aleksios gittikçe
sıklaşan hücumlara Trabzon’un dayanamayacağını
anlamıştı. Doğu komşusu Tur Ali Bey’i karşısına almamak
için kız kardeşini Tur Ali Bey’in oğlu Kutlu bey ile
evlendirdi. Bayram Bey’in oğlu Hacı Emir’in 1357’de
Maçka yöresini yağmalaması üzerine ertesi yıl hanedana
davet etti. İmparator Aleksius III 1358’de kız kardeşi
Thedora’yı hacı Emir’le evlendirerek hacı Emir’in
Trabzon üzerine saldırılarının önünü kesmiş oldu. Bu
tarihten sonra da Hacı Emir Bey İmparatorun ülkesine
akınlarda bulunmadı ve İmparator batı yanını emniyete
almış oldu.
Trabzon Pontus İmparatoru
III. Aleksios 1380 yılında sefere çıkmıştır. Bunun
sebebinin Çebiler’in İmparatorun ülkesine akınlar
düzenliyor olması olabilir. İmparator iki koldan
saldırıya geçmiştir. Birinci kol, Harşit Çayı’nın yukarı
yatağında Çebiler’in kışlaklarına kadar gidip
çadırlarını yakmış, insanlarını öldürmüş, tebaasından
birçok tutsağı kurtararak ülkesine dönmüştür. İkinci
kol 600 kişilik yaya askeri birlikle Kürtün tarafına
baskın düzenlemiş, başarılı olduysa da dönüşte Çebiler
tarafından kovalanıp kayıplar vermişlerdir. Bu olay da
bize Çebiler’in yukarı ve orta Harşit Çayı’nın
boylarında ve onlara yakın yerlerde kışlak ve yaylakları
da olmak üzere yurt tuttukları görülmektedir.
Ordu bölgesinde ortaya
çıkan Hacı Emirli Beyliği’nin de Çebiler tarafından
kurulmuş olması gerekir. (Prof. Dr. Faruk Sümer, Oğuzlar
(Türkmenler) Türk Dünyaları Vakfı İstanbul 1999, s. 185)
Hacı Emir Bey 1386 yılında ağır derece hastalanıp
hayatından ümidini kesince büyük oğlu Süleyman’ı
beyliğin başına geçirmiştir. Süleyman Bey daha sonra
Niksar-Çarşamba yörelerinin hakimi Tacettin Çelebi’yi
yenilgiye uğratmış, bunun üzerine Sultan Kadı
Burhanettin, Reşadiye’yi (İskefsir) Süleyman Bey’e
vermiştir. Süleyman bey daha sonra 1396 yılında Trabzon
Rum İmparatorluğuna ait Giresun Kalesi’ni fethederek
dirayetli bir bey olduğunu göstermiştir. Bayram Bey’in
ölümü bilinmemekle birlikte Bayramlı Beyliği’nin Halbiya
da denilen Ordu yöresi ile Giresun’u fethederek oralarda
yoğun bir Türk nüfusunun yurt tutmasını sağlamıştır. Bu
Türk nüfusu; başta Çebiler olmak üzere Oğuz boylarından
Eymür, Avşar, Karkın, Bayındır, Yüreğir, Ala Yuntu ve
İğdir boylarına mensup obalar tarafından meydana
getirilmiştir.
Yukarı Kelkit vadisinde de
kalabalık bir Çebi kimliği vardı. Bu Çebi’ler XI. yy.da
Harşit Çayı boylarında Trabzon Rum Devletleri’nin
kuvvetleri ile çarpışa çarpışa Karadeniz’e ulaştılar ve
Trabzon’un batısı ve güney batısı ile Giresun yöresine
yerleştiler.
Trabzon bölgesi 1461
yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından alınmak suretiyle
Karadeniz’in fethi tamamlanmıştır. Trabzon’un fethinden
sonra Hıristiyan’ların bir kısmı İstanbul’a gönderildi.
Kentte kalanlar kale dışına çıkarıldı. Trabzon’a Amasya,
Niksar, Tokat, Ladik, Bafra, Çorum vb. yerlerden
Türk-Müslüman aileler yerleştirildi. XIV. yy.
sonlarından beri Giresun-Torul-Görele bölgesindeki
Çebiler’in bir bölümü Trabzon yöresine göç ettirildi.
(Yurt Ansiklopedisi, 10. Cilt s. 7249 1982-1983-1984)
Çebi’lerden bir bölük Uzun
Hasan Bey zamanında Ak-Koyunlu hizmetine girmiştir. Bu
Çebiler’in başında İl-Aldı Bey bulunuyordu. Hasan Bey’in
1468-1469 yıllarında Bitlis’in fethine gönderdiği
emirler arasında İl-Aldı Bey’de vardı. İl-Aldı Bey’in
dirliğinin Doğu-Anadolu olduğu bilinmektedir. Ak-Koyunlular’ın
halefi Safeviler’in hizmetinde de Çebiler vardır ki
bunlarda aynı Çebiler’den başkası değildir.
Kanuni’nin, Nahcivan
seferinden sonra (1548) bazı hadiseler yüzünden
Çebiler’in askeri hizmetlerde bulunmaları yasaklanmış,
daha evvel askere alınanların da askerlikten
çıkarılmaları emredilmiştir. (Mühimma defteri LX, s.
130)
Önemli askeri bir güç
olduklarını gösteren Çebi’ler daha sonra Samsun’un
doğusundan Giresun’a kadar uzanan ve Canik denilen
bölgenin fethinde mühim bir rol oynadılar. Daha sonra
doğuya doğru ilerleyerek Trabzon devletinin topraklarına
girip orada fetih hareketlerine giriştiler.
1748 yılında Erzincan
hakimi Ahi Ayna Bey, Bayburt hakimi Mehmet Bey,
Akkoyunlu Tur Ali bey ve ona refakat eden Kuzey
Suriye’deki en tanınmış Türkmen Beylerinden Boz Doğan
ile Çebiler Trabzon’a saldırmış, müttefikler üç gün
savaştıktan sonra geri dönmek zorunda kalmışlardır. Bu
sefere katılan Çebiler’in yoğun bir şekilde yukarı
Kelkit boylarında yaşadıkları anlaşılıyor.
Rize şehri ile köylerinde
Türkçe konuşulması, Türk yerleşmesinden ileri gelmiştir.
Rize yöresinin önemli bir kesiminin ünlü Oğuz Boyu
Çebiler tarafından iskan edildiği bilinmektedir.
Çebi’lerin yanında Halaç’larında Karadeniz kıyılarındaki
Türk yerleşmelerinde önemli rol oynadıkları ortaya
çıkmıştır.
Sonuç olarak Oğuz
Boyu’ndan Çebiler Sinop-Batum arasındaki uzun şeritte
yerleşmek suretiyle bölgenin Türkleşmesinde başlıca rolü
oynadılar.
16. yy da Anadolu’da
Çebiler’e ait 44 yer adı görülmektedir. Aynı yy da bu
boya mensup oymaklar şunlardır :
5.1- Trabzon
Bölgesi Çebileri :
Osmanlı coğrafyacılarından
Mehmet Aşık’ın 16. yy. sonlarında yazdığı Menazir ul-evalim
adlı eserinde Trabzon yöresinde yaşayan Türk halkından
önemli bir kısmının Çebiler’den meydana geldiğini,
yörenin batı ve güney taraflarındaki dağların da Çebi
dağları adını taşıdığı yolunda bir kaydın da bulunduğu
malumdur. (Prof. Dr. Faruk Sümer, Oğuzlar (Türkmenler)
Türk Dünyaları Vakfı İstanbul 1999, s. 328)
Yavuz Selim devrinde
yazılmış (1515-1516) Trabzon Sancağı Tahrir
Defterlerinde Çebilerin yoğun şekilde yaşadıkları yer
“Vilayet-i Çebi” adıyla gösterilmiştir.(Vilayet = yöre)
Defterdarlık yer adlarından bu yörenin Giresun-Torul ve
Görele arasındaki saha olduğu anlaşılıyor. Bilhassa
Kürtün Kazası tamamıyla Çebiler ile meskundu. Bununla
birlikte Çebiler, Trabzon-Torul ile Vakfıkebir
arasındaki yerlerde de yaşıyorlardı. Vilayet-i Çebi’de
-çoğu Türkçe ad taşıyan- 59 köy görülmektedir. Bu
köylerde yaşayan Çebiler yaylalara çıkp inmekle birlikte
tamamıyla toprağa bağlanmışlardır. Onların çoğu veya
hepsi “müsellim” idiler. Müsellimler bilindiği gibi atlı
askerler olup seferlere katılırlar, buna karşılık bütün
vergilerden muaftırlar. Fakat daha sonra Çebiler’in
müsellimlik görevine son verilerek vergi veren köylüler
durumuna düşürülmüş oldukları görülüyor.
Bununla ilgili olarak
Vilayet-i Çebi’de tımar sistemi geliştirilmiştir. Dirlik
sahipleri Çebiler’den olup çoğunun veya hepsinin
“beyler” zümresinden oldukları anlaşılıyor. Örneğin
Busatlı zeameti Çebi beylerinden Mehmet Bey oğlu Halil,
Ali-Han, Himmet ve Nasuh adlı oğulları da tımar sahibi
idiler Yine Çebi beylerinden Aydın Bey oğlu İbrahim,
mehmet bey oğlu Habil, Piri Bey oğlu Busad (Ebu-Said) de
yörenin sipahileriydiler.
Yine Yavuz selim devrinde
Trabzon’un doğusundaki dirliklerden bazıları da
Çebiler’in elinde idi. Fakat Çebiler’in Trabzon’un
doğusundaki yerlere ve bilhassa Rize bölgesine
yerleşmeleri sonraki yy.da olmuştur. Gerçekten de
Çebiler karada ve denizde yiğitçe mücadeleler bilhassa
Rize Şehri ve bölgesinde kalabalık topluluklar meydana
getirmişler ve yurt tutmuşlardır. Şimdiki Rize Şehri
bölgesinde Türkçe konuşulmasının sebebi bu yoğun Çebi
yerleşmesi nedeniyledir. Vilayet-i Çebi’deki köylerde
oturan Çebiler arasında Osman, Ömer, Bekir adlarını
taşıyan şahıslar çokça görülür.
5.2- Ulu-Yörük
Çebiler’i :
Bu Çebi’lerin bu yurtlarına
yukarı Kelkit boylarından geldikleri düşünülüyor.
5.3- Halep
Türkmen Çebiler’i,
Kanuni Sultan Süleyman’ın
hükümdarlığının ilk yıllarında Halep Türkmenleri
arasında üç kola ayrılmış bir Çebi oymağı görülür.
Çebi’lerin 1687-1689 yıllarında Pazarcık ve Keferdiz
yörelerini yağmaladıkları görülüyor. Bu yıllarda
Rum-Kale’de yaşayan Çebi’ler Oturak Çebi olarak
anılmıştır. Bunlar 1690 yılında 20 atlı ile Avusturya
seferine çağrıldılar.
5.4- Dulkadirli
Çebiler’i,
5.5- Boz-Ok Çebiler’i
5.6- Adana
Çebiler’i,
5.7- At Çeken
Çebiler’i,
5.8- Koç Hisar
(Şerefli) Çebiler’i,
5.9- Hamid
Çebiler’i
5.10- Çorum
Çebiler’i
Prof. Dr. Faruk SÜMER,
Oğuzlar (Türkmenler) Tarihleri-Boy
teşkilatları-Destanları
Türk Dünya Araştırmaları
Vakfı İstanbul 1999
Bu bilgilerden Çebiler’in
tarihimizde en önemli rol oynamış Oğuz boylarından biri
olduğu da ortaya çıkmıştır.
6-En son öğrendiğimiz
bilgiler de takdire şayandır ve Çebilerle ilgili çok
değerli bilgilerdir. Bu bilgilerden Çebilerin, yaşayan
Türk tarihi içinde en eski ve en köklü bir yapıya sahip
olduğu da ortaya çıkmıştır. Ünlü Türkolog Sovyet yazar
Lev Nikolayeviç Gumilev (1912 Petersburg doğumlu) Eski
Türkler isimli kitabında -Bu kitap aynı zamanda yazarın
doktora tezidir- Çebi Han’dan bahsetmektedir. Çebi Han,
Açina Hanedanlığına bağlı, Doğu Hakanlığı Hanlarından
(550-640) Bumin Han’ın torunu Kat İl Han döneminde ülüş
sahibi prenslerden biriydi ve “küçük” han unvanını
almıştı. 630 Hezimetinden sonra ordasıyla birlikte
kuzeye kaçmış, kendisini adım adım takip eden
Seyatonların elinden kurtulmayı başararak Altaylar’ın
doğusundaki dağlık bir vadiye yerleşmiştir. Tang-Shu’da
Çebi-Han’la ilgili şunlar yazılıdır. Çebi, Altın Tağ’ın
(Altaylar’ın) kuzey taraflarına geldi. Altın Tağ’ın üç
tarafı sarp kayalarla çevrilidir ve sadece dördüncü
tarafı atların, arabaların geçişine elverişlidir. Arazi
düz olduğu için Çebi oraya yerleşti. Çebi-Han’ın
yerleştiği bölge Töles Gölü ile Katun Nehri arasındaydı
ve muhtemelen doğuda Kobdo havzasının bir kısmını işgal
etmişti. Batıda Ko-lo-lu (Karluklar) ve kuzeyde Ch’i-ku
(Kırgız) ları itaat altına aldı.
Ordusunun asker sayısı 30 bindi. Kuzeyde Kırgızları,
batıda Karluklar’ı itaat altına almıştı ve yine doğuda
Seyatonlar’la sürekli savaşıp durmuştu. Çin hanedanı
T’ai-tsung, General Kao Kan’ı Uygur ve P’u-kular’dan
mürekkep bir orduyla 649’da Çebi_han’ın üzerine sevk
etti. Savaşı kaybeden Çebi-Han, Ch’ang-ana getirildi.
Fakat affedilerek yüksek askeri rütbelerle taltif
edildi. Tebaası ise Seyatonların kılıçtan
geçirilmesinden sonra boş kalan doğu Hangay’daki Ötüken
yaylasına yerleştirildi. (L. N. Gumilev, Eski Türkler s.
288, 289 Selenge yayınları 2002)
Tölesler’in Telengitler’le birleşmesi ancak XIII.
Yüzyılın ortalarında gerçekleşti. Çünkü Oyratlar’ın
tebaası olan Telengitler batı Moğolistan’daki
Mançurlar’dan kaçarak Altaylar’a geldiler. Bunun sebebi
ise İmparator Ch’ien Lung’un Oyratlar’ın son ferdine
kadar kılıçtan geçirilmesini emretmesiydi. Zamanla
Telengit’ler VII. Yüzyılda Türk kelimesinin ve
bağımsızlığının son müdafi Çebi-Han’la birlikte bu
bölgeye gelerek idame-i hayat eden Töles’lerle
kaynaştılar. (L. N. Gumilev, Eski Türkler s. 324 Selenge
yayınları 20)
Bu bilgiler bize göstermektedir ki Çebiler’in tarihi,
Oğuzlar’ın tarihinden de eskidir.
OSMANLI İSYANLARINDA
ÇEBİLER
II. Mahmut Döneminde
(1814-1834) Doğu Karadeniz bölgesinde devlete karşı
isyana varan kargaşalıklar yaşanmıştır. Özellikle Rize
ve Hopa taraflarının ayanı olan Tuzcuoğullarının
önderliğinde devlete karşı bir isyana dönüşen olaylarda
Çebiler’in konumu araştırılmıştır. Tuzcuoğlu Memiş Ağa
yaklaşık 100 yıl yaşamış olup 20 yıllık isyanlar
sonrasında 1817 yılında yakalanarak idam
edilmiştir.
Tuzcuoğlu Memiş Ağa’nın
kardeşi Abdülkadir Ağa’nın isyanları sırasında 17 Mart
1833 yılında isyanı bastırmak üzere Trabzon Valisi Osman
Paşa’nın kuvvetleri Sürmene taraflarına doğru
ilerlerken, İsmailçebioğlu Hasan Ağa, Karadere
nahiyesinde Cimlakava ve Haruksa köylerinde
İsmailçebioğulları Hurşit Ağa ve Tahir Ağa taraftarları
şefaat talep eden istidalarını Trabzon Valisine
sunarlar. Dilekçeleri kabul edilir ve köylerine afiyet
ita edilir. (Sürmene , s. 303, Sürmene belediyesi Kültür
Yayınları 1990)
1785 ve 1786 sonraları
Osmanlı döneminde Araklı-Sürmene-Of civarlarında
derebeyliğe benzer bir ağalık devri yaşanmıştır. Ağalar
“Beş” ve “Yirmi beş” diye iki fırkaya ayrılmıştır.
Kendilerine mahsus armaları olan bu iki fırkanın mensubu
ağaların evlerinin içinde ateşliğin karşısında bir
köşeye tahta parçasına işlenen bu armalar, o ağanın
hangi fırkaya mensubu olduğunu göstermektedir.
Beşli ve Yirmibeşli tabiri
Osmanlı askeri sistemine ait olup bunlardan;
- Beşlu ya da Cemaat-i
Beşluyan diye adlandırılanlar günde beş akçe yevmiye ile
Trabzon kalesi muhafazasına tayin edilmiş ve Vali
yanında zaptiye işlerinde kullanılmakta olan
yeniçerilerden ibaretti. Beşlu ağaların emrinde hizmet
gören bu askerler genellikle Trabzon Valisinin emirleri
doğrultusunda hareket ederlerdi.
-Yirmi beşli diye tabir
edilenler ise kendilerine tımar tevcih edilmiş ve
yirmibeşinci bölüğe kayıtlı olan ağalardı. Şüphesiz
bölgedeki isyanlar Tımar sisteminin nüfuz ve servet
kazandırdığı ağalar tarafından da büyük ölçüde destek
görmüştür.
Tuzcuoğlu Memiş Ağa
isyanına karışan ağaların hepsi “Ocaklı” idiler. Ocaklı
olup olmama olgusu ağalar arasındaki dayanışmada önemli
bir rol oynamaktadır. Ocaklı olmaları ve ocağa
kaydedildikleri bölük numaraları onları bir yerde
Nizam-i Cedid’e karşı olmak gibi devrin en önemli siyasi
olgusunun içinde birlikte hareket etmelerini veya
birbirlerini gizli ya da açık bir şekilde
desteklemelerini belli başlı nedenlerinde birisi
olabilirdi. Sürmene ağalarından Genç Mehmet 13, İsmail
Çebioğlu 25 ve Osmanağalı 200. bölüklere kayıtlı idi.
Ocaklı olmak ağalar
arasında bir asalet nişanı kabul edildiği için ocağa
kayıtlı olmayan ağalar gerçek ağa sayılmazdı. Aynı
bölüğe kayıtlı olan ağalar harbe birlikte gidecekleri
için birbirinin yoldaşı sayılır ve bir dayanışma içinde
olurdu. Ağalar arasındaki çekişmelerin en önemeli
nedenlerinden birisi sefere giderken sancağı altında
toplandıkları ve emir komutası ile hareket ettikleri
Alaybeyliğini ele geçirmek idi. Nüfus ve zenginliğini
arttıran ağa bunun için uğraşırdı. Çünkü Alaybeyi olan
savaş zamanında olduğu gibi barış zamanında da sözünü
dinletirdi. (Sürmene, s. 313, Sürmene belediyesi Kültür
Yayınları 1990)
1. DÜNYA SAVAŞI ve
OSMANLI RUS HARBİNDE ÇEBİLER
Türk Donanmasının 29 Ekim
1914’de Rusya’da Sivastopol, Odesa, Novorosisk ve Kefe
Limanlarını bombalamasıyla Türkiye Rusya ile savaşa
girmiştir. Buna karşılık da Rus donanması da Karadeniz
sahillerindeki birçok liman şehri ve kasabayı
bombalamaya başlamıştır. Araklı limanının bombardımanı
esnasında Rus gemileri kayıkla denize sker indirmiş,
fakat sahilden açılan ateş sonucu sahile yaklaşamayıp
Araklı limanındaki kayık ve kotraları yağlı paçavra ile
tutuşturarak yakmışlardır. (Sürmene, s. 357, Sürmene
belediyesi Kültür Yayınları 1990)
17 Nisan 1916’da denizden
yapılan bombardımanlara dayanamayan Türk kuvvetleri,
sahilden 30 km. içeriye çekildiler. Dağlarda aylarca
süren harpler oldu. Bu harplerde nizami kıtaların yanı
sıra gönüllü halkın oluşturduğu çeteler de görev
yapmıştır. Bu çeteleri teşekkül ettirenlerden biride
İsmail Çebioğlu Tahir Ağa ile Gümüşhane Yağmurdere
İncesu Köyü’nden Hacı Mecit Efendi’dir. Arazinin sarp
olmasından yararlanarak direnişlerini sürdürmüşlerdir.
(Sürmene Sürmene, s. 376, Sürmene belediyesi Kültür
Yayınları 1990)
Trabzon’un 18 Nisan 1916’da
düşmesinden ve Rus’ların eline geçmesinden sonra Rus
idaresinde umduklarını bulamayan Rumlar, Türkler
aleyhine birçok tertip ve teşebbüste bulunmuşlardır.
Bunlardan birisi de o günleri yaşamış her Sürmeneli’nin
acıyla hatırladıkları Çikoli (Yokuşbaşı ) Köyü’nden
Asımçebioğlullarından Hacı Asım’ın oğlu Ferhat Çebi’nin
Rumların yönlendirmesiyle Ruslar tarafından kurşuna
dizilmesidir. (Sürmene, s. 403, Sürmene belediyesi
Kültür Yayınları 1990)
7 Kasım 1917’de Lenin
yönetimindeki Bolşevik-Komünistlerin, Rusya’da
Kerenskiy’in geçici hükümetini devirmesinden sonra
Kominist bir rejim kurulmuştur. Lenin ihtilalin ertesi
günü 8 Kasım’da bir barış kararı açıklar. Bu karar
gereğince Almanya ile harbi sona erdirmek için Brest-Litovsk
Şehrinde görüşmeler yapılır. Böylece acılar sona erecek
muhacirlik dönemi bitecektir.
Rusların barış ilanından
sonra 24 Şubat 1918’de Halanik’teki ve Gölonso’daki
Rumların üzerine gitmek isteyenler oldu. Kıralizade
Hasan Efendi ile İsmail Çebioğlu birkaç kişi ile bu
gurubun önüne çıkarak “ Arkadaşlar, bugün kurtuluş
günümüzdür. Rumlardan Türklere kötülük edenleri Ruslarla
gittiler. Kalanlara bir kötülük etmek yok “ dediler.
(Sürmene, s. 412, Sürmene belediyesi Kültür Yayınları
1990)
KURTULUŞ SAVAŞINDA ÇEBİLER
12 Şubat 1919’da Trabzon
Müdafa-i Hukuk Cemiyeti kurulmuştur. Trabzon Müdafa-i
Hukuk Cemiyetinin amacı, Trabzon’u Ermenistan’ın bir
limanı yapmak veya Trabzon bölgesinde bir Rum Pontus
Cumhuriyeti kurmak için mücadele eden azınlıklara karşı
Trabzon’un Türk vatanının ayrılmaz bir parçası olduğunu
sağlamak ve milli hedefin dışında başka bir siyasetle
uğraşmamaktır. Cemiyetin kısa sürede çevre kaza ve
kasabalarda şubeleri açılmıştı. Cemiyetin Sürmene
şubesinin başkanlığını ise işgalden evvel Meclis İdare
Azalığı ve daha sonra Araklı’da Belediye başkanlığı
yapmış bulunan İsmailçebizade Hacı Osman Efendi yapmakta
idi. (Sürmene, s. 422, Sürmene belediyesi Kültür
Yayınları 1990)
İsmail Çebiler Soyağacı, ilk başta 1997 yılına kadar
basılan 25 kitapta 6 ana grupta incelenmiştir. Daha
sonra akrabamız Prof. Dr. Yusuf Nurettin
İsmalçelebioğlu’nun Yakup Ağa grubunun, Hüseyin Ağa
grubu içinde yer alması gerektiğini çünkü Polat Ağa’nın
Hüseyin Ağanın 4 çocuğundan biri olduğunu ve Yakup Ağa
gibi birinin bulunmadığını ve bu durumun düzeltilmesi
gerektiğini bana telefonla iletmesi ve daha sonra da
yazılı olarak bir şema göndermesi sonucu, kendisi de
soyağacına emek vermiş bir araştırmacı olan bu değerli
akrabamızın göndermiş olduğu bilgiler çerçevesinde,
soyağacını 5 ana gruba indirdim. Kitapta her grup ayrı
ayrı incelenmiş olup 1 nolu Ali Ağa grubundan başlayarak
eldeki belge ve bilgileri nerelerden toparladığımı ve bu
kitabın hangi aşamalardan sonra ortaya çıktığını
anlatmaya çalışacağım.
Ana şemayı, Ömer Bey'in
çalışmalarından çıkarttığımı söylemiştim. Daha sonraki
bilgileri çoğu akrabamız ile karşılıklı görüşerek,
telefonla konuşarak, mezarlıklarda, mezar taşlarını
inceleyerek, video çekimleri yapıp bunları düzenleyerek,
akrabalarımızın özel notlarından yararlanarak,
dergi,roman ve tarihsel belgeleri karıştırarak elde
ettim.
Vizara’daki köy
mezarlığımızda Av. Cengiz Çebi ile yaptığımız
incelemede, Cami Hocası Yılmaz Hoca'ya, Çebi’lere ait en
eski mezarları sorduk. Yılmaz Hoca'da Vizara Cami
yanındaki, üzeri eğrelti otları ile kaplı, başlıkları
mermerden yapılmış ve üzeri Arapça yazılı 4 mezarın,
atalarımıza ait en eski mezarlar olduğunu söyledi. Bu
mezarları görmek istediğimizi söyledik. Hoca’nın evden
getirdiği kerenti ile otları keserek mezarları ortaya
çıkardık. Mezar başlıklarını Yılmaz Hoca’ya tercüme
ettirdiğimizde Atalarımızın soyadlarının Çelebi olarak
yazıldığı dikkatimizi çekti.
Soyadımızdaki bu Çelebi
olayını Av. Cengiz Çebi’nin babası Osman Efendi’nin Ömer
Hoca'ya sorduğumuzda bize şu şekilde bir açıklama yaptı;
Eskiden Osmanlı döneminde, Mermer Başlıklı Mezar
Taşlarını ancak varlıklı ailelerin yaptırabildiğini,
mermer başlıkların da İstanbul’da yaptırılarak oradan da
kayıkla Trabzon’a getirildiğini ve mezar taşını yazan
mermer ustalarının da Çebi’yi o dönemde çok yaygın olan
Çelebi soyadı ile karıştırdığını, aslında sülalemizin
eskiden beri Çebi soyadını kullandığını bana izah etti.
Şu anda, İsmailçebiler sülalesinden olan akrabalarımızın
büyük bir çoğunluğu Çebi soyadını kullanmakla beraber;
İsmailçebi, İsmailçebioğlu, İsmailçelebi,
İsmailçelebioğlu, Özçebi ve Zorba soyadını kullananlara
da rastlanmaktadır.
Soyağacını hazırlarken
karşılıklı görüştüğüm, bilgi ve belge aldığım yaşlı
akrabalarımızdan çoğu şu anda hayatta değiller. Hepsini
rahmetle anıyorum. Şimdi sırasıyla Soyağacını
hazırlarken yararlandığım kaynakları ve gruplar
arasındaki ilişkileri izah etmeye çalışacağım.
1.Gruptaki Ali Ağa soyu,
babamın soyu idi. Elimde ana şema vardı ama şemanın alt
kollarında birçok eksiklikler vardı. Bu soydaki çoğu
kişiyi babam tanıdığından bu grubu tamamlarken fazla
zorlanmadım. Fakat Ordu'daki akrabalarımızla ilgili
elimde fazla bilgi yoktu. Bu grup bizim soyun içindeydi.
Bir yaz tatili sonrası Trabzon'dan Zonguldak'a dönüşümde
Ordu'ya uğradım. Ordu'da akrabalarımızdan hiç kimseyi
tanımıyordum.
Taksi ile Ordu
Sokaklarında gezinirken Diş Doktoru Selahattin Çebi'nin
tabelasını gördüm. Arabamı park ederek Selahattin
Çebi'nin yanına çıkarak kendimi tanıttım ve soyumuzla
ilgili bir araştırma yaptığımı söyledim. Selahattin
Bey'den çok yakın bir ilgi gördüm. Sülalemizin ana
şemasını açarak Selahattin Bey'in grubunu bulduk.
Dedelerinin ve atalarının isimlerini görünce çok
duygulandı. Hemen Ordu'daki diğer akrabalarımıza telefon
ederek konuyu iletti. Eczanesi olan bir akrabamızın
yazıhanesinde buluştuk. Buradaki akrabalarımız,
birbirleriyle akraba olduklarını fakat aralarındaki
ilişkiyi bilemediklerini söylediler. Şemayı açarak
aralarındaki ilişkileri bulduk. Tümüde çok
duygulanmışlardı.
Bu gruptaki akrabalarımızın
bir kısmı, 1916 yıllarında 1.Dünya Savaşında, Ruslar'ın
Trabzon yörelerini işgal etmeleriyle batıya göç etmiş
(muhacirlik dönemi) ve Ordu'ya yerleşmişlerdi. 1917
Sovyet Devriminden sonra Rusların geri çekilmesi
sonucunda Ordu'ya yerleşen akrabalarımızın bir kısmı
geriye dönmüş, diğer kısmı Ordu'da kalmıştır. İşte
buradaki akrabalarımızın 80 yıllık tarihide bu
şekildedir. Ordu'daki akrabalarımızdan, şemada eksik
olanlarını da tamamlayarak Ali Ağa grubunun da bu kolunu
aydınlatmış oldum. Burada gördüğüm sıcak ilgiyi
unutamam.
2.Grupta Zorba Ağa soyu
annemin soyu idi. Bu gruptaki en kalabalık grup Hacı
Ömer Bey grubu idi. Ana şemada bu grupta da çok eksiklik
vardı. Bu grupla ilgili detaylı bilgiyi Gadavul köyünde
Katip Mehmet SOYER Hocadan alabileceğimizi söylediler.
Halamın oğlu H. Dursun bu köyde oturuyordu. Ağabeyim
Hüseyin, H. Dursun ve ben birlikte taksiye atlayarak
hocanın evine gittik. Katip Mehmet Hoca'ya soyağacı ile
ilgili olarak yapmış olduğumuz çalışmadan bahsederek
bize yardımcı olup olamayacağını sorduk.
Hoca, bu konuyla ilgili
çalışması olduğunu ve seve seve bize yardımcı
olabileceğini söyledi. Daha sonra kütüphanesinden Arapça
kendi el yazması notlarından H. Ömer Bey kuşağı ile
ilgili bilgileri bize okudu. Biz de bu bilgileri not
ederek bu koldaki eksikliği gidermiş olduk. Bu arada
hocanın çalışmasına da hayran kaldık. Çünkü kendisi
İsmailçebilerden olmadığı halde, Hacı Ömer Bey'in eş ve
çocuklarının doğum ve ölüm tarihlerini en ince
ayrıntısına kadar bir tarihçi gibi çok düzenli bir
şekilde not etmişti. Bu dokümanları nasıl elde ettiğini
sorduğumuzda bazı bilgileri Nüfus Müdürlüğünden
bazılarını da daha yaşlılardan sorarak elde ettiğini
söyledi. Kendisine teşekkür ederek hocanın yanından
ayrıldık.
Zorba Ağa soyundaki diğer
eksikleri de, her kuşaktaki değişik kişilere sorarak
tamamlamaya çalıştım. Bu grubu araştırırken başımdan
geçen enteresan bir olayı anlatmadan geçemeyeceğim;
Bu gruptan Eyüp Ağa’nın
Ömer Ağa'nın sülalesi hakkında, torunlarından Melike
Altıparmak’dan bilgi almak üzere Zonguldak’ta Karadon
semtine gitmiş, birlikte soyağacı üzerinde çalışıyorduk.
Ömer Ağa’nın çocukları, gelinleri, torunları ve
diğerlerini yazarken gece saat 22.00 civarında telefon
çaldı ve Ömer Ağa’nın Trabzon’da vefat ettiği haber
verildi. Bir anda hepimiz şok olduk. Melike hanım o gece
apar topar Zonguldak’a ve oradan da saat 24.00 de
Trabzon’a dedesinin cenazesine hareket etti. Tesadüfün
bu kadarına da çok şaşırmış ve üzülmüştüm.
Bu kuşakla ilgili olarak ayrıca Araklı'da oturan
öğretmen akrabamız Ömer Bey'in (1996 da rahmetli
olduğunu öğrendim) aydınger kağıda çizmiş olduğu
çalışmadan da yararlandım. Bu bilgileri nereden
bulduğunu sorduğumda, rahmetli amcam, eski Trabzon
Milletvekili Ahmet Çebi'den aldığını ve onun
çalışmasının devamı olduğunu söyledi. Özellikle bayan
akrabalarımızda çok eksiklik vardı ve aydınger şemaya
çizilmiş bu soyağacından bu eksikliği az çok
giderebilmiştim. Amcam Ahmet Çebi'ye ve değerli eğitimci
bu akrabamıza bu çalışması için teşekkür ederim.
3.Grupta Hüseyin Ağa
soyunda da çok eksiğimiz bulunuyordu. Bu grubu
araştırmak için Ağabeyim Hüseyin ve yengem Birsen ile
Sürmene'de Magavla Köyüne gittik. Köydeki gençlere,
köyün en yaşlısının kim olduğunu sorarak araştırma
yaptığımızı söyledik. Bize bu konuda en doğru bilgiyi
Paşa isimli akrabamızın verebileceği söylendi. Paşa
Çebi'nin evine uğradığımızda çok sıcak bir ilgi gördük.
Hüseyin Ağa grubundaki eksikliklerin çoğunu da burada
tamamladık.
Hüseyin Ağa grubundaki H.
Hasan Ağa soyu hakkında şemada hiç bilgi yoktu. Bu grubu
da Mahura Köyünden Hacı Hasan'ın aydınlatabileceği
söylendi. Yine ağabeyim Hüseyin yengem birsen ve ben
birlikte taksiye binerek Mahura Köyüne çıktık. H.
Hasan'ın evini bulduk. Hasan bey evde yoktu. Eşi ve
çocukları vardı. Konuyu aktardık ve bilgi almaya
geldiğimizi söyledik. Burada da yakın ilgi gördük. Hasan
Bey geldiğinde,kendisine yapmış olduğumuz çalışmayı
göstererek bize kendi grubuyla ilgili olarak
bildiklerini anlatmasını rica ettik. O anlattıkça bizde
not aldık. Hasan Bey elinde babasının grubuyla ilgili
olarak eski Türkçe yazılmış bir kitap olduğunu söyledi.
Bu kitaptaki bilgilerden de yararlanarak bu grup ile
ilgili eksikliklerimizi de tamamlamış olduk. Bu gruba
daha sonra Prof. Dr. Yusuf İsmail Çelebioğlu’ndan
aldığım bilgiler çerçevesinde Polat Ağa grubunu da dahil
ettim.
4.Grupta Ali Ağa soyunu
tamamlarken, bu soydan olan ve bu işe ilgili bilgi
alacak bir akrabamızı arıyorduk. Cengiz ile birlikte bu
gruptan Arif'in Kemal ile görüştük. Kemal Bey de bu
konuya çok yakın ilgi gösterdi ve bu grubu Vizara
Köyünde Hüseyin Ağa'nın daha iyi bildiğini söyledi. Bu
grubu aydınlatmak amacıyla Arif'in Kemal,Av. Cengiz ve
ben birlikte Vizara Köyüne gittik. Köyde Hüseyin Ağa'yı
bulduk ve bize Ali Ağa grubunun şemasını çıkartmasını
rica ettik. Çalışmalarımızda gördük ki akrabalarımız
içinde çok kişi bu konuya ilgi duyuyordu. Ancak herkes
kendi grubu içerisinde takılıyor ve bilgiler hep
hafızalarda saklı olduğundan yazılı bir doküman
bulunmuyordu. Ali Ağa grubunu Hüseyin Ağa bize
hafızasından okudu. Bizde bunu yazıya dökerek bu grubu
aydınlatmış olduk. Yaklaşık 300 kişinin adını
hafızasından bize aktaran Hüseyin Bey'in zekasına hayran
kalmamak elde değildi. Ali Ağa grubunun köydeki yazılım
işini bitirdiğimizde gece saat bir olmuştu. Köy
yollarında elektrik olmadığından Hüseyin Bey fener
yakarak bizi arabamıza kadar uğurladı. Bu gece ile
birlikte bir grubu daha aydınlatmanın sevincini hiç bir
zaman unutamam.
5.Grupta Hurşit Ağa
soyundaki eksiklikleri de yine Vizara'da bu grubun
yaşlılarından Paşa Çebi'den öğrenerek tamamlamaya
çalıştık. Bu grubu tamamlarken geçmişi bilecek yaşlı
akraba bulamadığımızdan bazı eksikliklerimiz olabilir.
Sülalemizle ilgili
bilgileri topladıktan sonra sıra Soy Ağacı kitabının
nasıl yazılacağına gelmişti. Böyle bir kitap normal
daktiloda yazılamazdı. Çünkü sonradan kitaba konulacak
ilavelerle yeni doğumların aralara sıkıştırılması
gerekiyordu. Bu konu ancak bilgisayarda çözülebilirdi.
Kitabı yazabilmek için bilgisayar kullanmasını öğrendim.
Kitabın yazımını ilk kez PW paket programından
yararlanarak gerçekleştirdim. Daha sonra EXCEL de tekrar
düzenledim ve resimli hale getirmeye çalıştım. Bu kitabı
inceleyen akrabalarım kendileri ile ilgili eksiklikleri,
bilgi ve belgeleri, resimlerini adresime gönderirlerse
Soy Ağacımızın daha mükemmele ulaşacağını düşünüyorum.
Ana şemada görüldüğü gibi;
Atamız Ayvaz'ın çocukları ve torunlarına doğru şema
incelendiğinde Soy Ağacı gittikçe dallanmakta, tüm bu
insanları bir sayfaya sığdırmanın imkansız olduğu
görülmektedir. (Bu kitapta yaklaşık 5000 kişinin olduğu
düşünülürse)
Bunun çözümü için şöyle bir
düzenleme yaptım; Her sayfada 5 kuşak yan yana gelecek
biçimde guruplandırdım. Her kuşakta bulunan kişilerin
eşlerini de karşılarında parantez içinde gösterdim. Eğer
evlilik yine Çebi'lerden yapıldıysa soyadını "Ç" ile
evlilik akraba dışından yapılmış ise soyadını "Y" ile
gösterdim. Sayfa düzeni sınırlı olduğundan uzun isimleri
kısa tutmak mecburiyetinde kaldım.
Grupları daha detaya
indirebilmek için ana şemada görüldüğü gibi 5 ana gruba
ayırdım. Her grubu soylarına göre düzenleyerek sayfa
sayfa numaralandırdım.
Bu 5 ana grubun ilk 5
kuşağı kitapta görüldüğü gibi 63 sayfa yer kapladı. Daha
sonra bu 5 kuşak dolunca sonraki kuşaklar için alt
şemalara geçtim. Bu alt şemaları da 1.1, 2.1, 2.2 v.b.
gibi numaralandırdım. Bunun anlamı; Örneğin 1 numaralı
sayfadaki sağdan 5. kuşaktan sonraki çocuklar ve
torunlar 1.1 numaralı sayfadan devam etmektedir.
İsmailçebi'ler soyundan bir
kişinin, bu kitapta nerede olduğunu kısa zamanda
bulabilmesi için önce kendisinin hangi ana soy grubunda
olduğunu bilmesi gereklidir. Eğer bu kişi başlangıçtaki
ana soy grubunu bilemiyorsa kitabın ilk 62 sayfasını
karıştırarak kendisine en yakın akrabalarından birisini
bulmalıdır. Buradan bir ipucu yakaladığı anda sonraki
kuşakları alt kuşaklara geçerek bulabilecektir.
1917 Sovyet ihtilalinden
önce çeşitli nedenlerle Rusya' ya gidip, devrim sonrası
Rusya'nın kapılarını kapatması sonucu orada kalan
akrabalarımızın olduğunu biliyoruz. Sınır komşumuz
Gürcistan Cumhuriyetinde yaşadığını öğrendiğimiz ve
bizlerle akrabalık ilişkisi bulunabilecek Çebi'lerin
listesi de aşağıda gösterilmiştir. Bu kişilerin bizlerle
akrabalık bağlantıları olup olmadığını bilemiyorum. Bu
konuya ilgi duyan ve bilgi toplayan kişilerin bu
bilgileri tarafıma ulaştırması durumunda Soy Ağacımız
eksiksiz tamamlanacaktır.
Bu kitapta akrabalarımızın
1.dereceden nüfus dağılımı 5 ana grup için de incelenmiş
olup, son kuşağa kadar; tüm İsmailçebi’ler sülalesindeki
kişi sayısının 6000’e yakın olduğu görülmüştür. Bu nüfus
dağılımından da bugün için yaşayan akrabalarımızın
sayısının tahminen eşlerle birlikte 4500 kişi olduğunu
düşünüyorum. Bu sayı içinde, akraba dışından evlenilen
ve soyadı sonradan Çebi olan eşler dahil değildir.
Araştırmalarımda,
akrabalarımızdaki yüksek tahsil seviyesinin de
küçümsenmeyecek oranda olduğunu gördüm. Elimden
geldiğince meslek gruplarını ve üst düzeyde Devlet
Memurluğu seviyesine yükselmiş kişileri de belirtmeye
çalıştım.
Kitabın en ilginç tarafı da
yakın akraba evliliklerinden meydana gelen kalıtımsal
özelliklerin de görülebilmesidir. Örneğin; zeka özürlü
çocuklar, ikizler, dilsiz ve sağırlar, çocuksuz aileler.
Bu konu tıbbi açıdan incelenerek kolaylıkla bir doktora
tezi hazırlanabilir. Çünkü 400 yıllık canlı bir kuşak
tüm kökleri ile önümüzde durmaktadır. Tüm bu çalışmanın
özeti Tablo 1 de görülmektedir.
Bundan sonraki
çalışmalarımda akraba içi evliliklerin detayına inerek
daha kapsamlı bir inceleme yapmayı düşünüyorum. Bunun
içinde yine Atamız ayvazdan başlayarak herkese şifreli
bir numara verilecek ve böylece akraba içi evliliklerde
bu numaralar dan kimin hangi soy grubuyla kaçıncı
dereceden bir akraba içi evlilik yaptığı
bilinebilecektir. Böylece yakın akraba evlilikleri
sonucu oluşacak kalıtımsal özellikler daha yakından
takip edilebilecektir.
Soy ağacımızın oluşmasında
ana temeli atan Osman Efendiyi rahmetle anıyor, oğlu
rahmetli Ömer Bey'e, şemanın oluşumunu düzenleyen
oğulları Nafık ile Cengiz'e, araştırmalarımda benimle
birlikte büyük bir heyecanla köy köy dolaşarak bilgi
toplayan yengem Birsen ile Rusya’daki Çebileri keşfeden
ağabeyim Hüseyin'e, kitabı tek tek büyük bir titizlikle
tarayarak eksikleri saptayıp, akrabalarımızı telefonla
arayarak bilgi alıp bunların giderilmesini sağlayan
babam Yusuf Çebi'ye ve kitabın yazılmasında emeği geçen
tüm akrabalarımıza teşekkürü borç bilirim.
Ayrıca yıllar süren bu çalışmalarımda büyük fedakarlık
ve sabır gösteren, kitabın yazılımına katkı koyan
eşim Özlem Çebi'ye teşekkür eder, sevgili oğlum Mert
ile kardeşi Özgür’ün de bu çalışmayı devam ettirmesini
diler, kitabımın tüm akrabalarımıza hayırlı olmasını
temenni ederim. 15 Eylül
2003
Ev Adresim :Güney Mah. Emek Sok. T.T.K. 46 Daire
Lojmanları F-2 Kozlu/Zonguldak
Ev Tel. No : 0372-266 44 99
Cep tel : 0532. 683 97
05
E-Mail :
cebi_m@hotmail.com
Fax no : 0372-266 68 05
İş Adresim :TTK
Kozlu T. İ. Müessesesi Bilgi İşlem Şube İşletme
Müdürlüğü Teknik Şef Vekili Kozlu/Zonguldak
İş Tel : 0372-2664001 den 2122
MEHMET ÇEBİ
Maden Mühendisi
Ana Sayfa |