Bir süre önce Nüfus ve Vatandaşlık Genel Müdürlüğü’nden arşivlerin durumuyla ilgili
bilgi istediğimi, ancak yarı bürokratik, yarı teknik bir engele takıldığımı yazmıştım.
Nihayet o bilgi geldi. Fatih Erdem’in internetten üzerinden ulaştığı nüfus kayıtları,
tam olarak 1904-05 nüfus sayımına göre düzenlenmiş. Müdürlüğün bana gönderdiği mektupta
şöyle yazıyor:
“Genel Müdürlüğümüz arşivinde bulunan eski nüfus aile kütükleri 1904-1905 (1320-321)
yıllarında yapılan yersel yazım suretiyle tesis edilen nüfus aile kütükleri olup,
… kişiler dışında kalan üçüncü şahıslar medeni hal bilgisi dışında bir kişinin nüfus
kaydına ilişkin örnek veya bilgi alamazlar” hükmüne göre bilgi verilmesi mümkün
değildir.”
Üç nokta koyarak alıntılamadığımı belirttiğim cümlede 5490 sayılı Nüfus kanununun
ilgili bendine gönderme yapılıyor.
1904-05 nüfus sayımuyla ilgili Kemal Karpat’ın Osmanlı Nüfusu (1830-1914)*
isimli kitabında şu bilgi veriliyor (hemen söylemek gerek, Karpat’ın kitabında bu
sayımın tarihi 1905-06 olarak verilmiş):
“Osmanlı nüfusunun son kez sayıldığı 1905-06 sayımı, hem teknik hem de siyasal nedenlerle
yapılmıştı. İmza ve tarihin atılmadığı uzunca bir bildiriye (muhtemelen 1903 yılında
kaleme alınmıştı) bakılırsa, Osmanlı yetkilileri önceki sayımın sonuçlarından hoşnut
değillerdi. Irak ve Arap Yarımadası gibi bazı bölgelerin noksan sayıldığını özellikle
dile getiriyorlardı… Babıâli geçmişteki gibi bir kaç yıl sürmemesi için sayımı üç
ayda bitirme kararı aldı. Kaydedilen her kişiye, 1840′lı yıllarda basılan mürur
tezkeresinin [ülke içinde seyahat etmeye olanak veren bir geçiş belgesi]
ya da seyahat belgesinin aynısı olmasa da bir benzeri olan tezakir-i osmaniyye,
yani bir kimlik kartı verilecekti. Sayımın maliyetinin 4.565.700 kuruş olması bekleniyordu.
Her kimlik kartı karşılığında kesilecek bir ücretle bu toplam rakam tazmin edilecekti…”
Bu sayımın resmî rakamları kısmen kitabın tablolar kısmında verilmiş. Bizim için
önemli olan bu sayımın yapıldığı tarihin, nüfus kayıtlarına olan etkisi. 1904-06
arasında yaşayan birisinin 90′lı yaşlarını sürdüğünü iyiniyetle tahmin etsek, doğum
tarihi, 1810′lu yıllara gelir. Yani bu sayımda henüz hayatta olan ve “sayılan” bir
kişi, bugün bizim nüfusumuzda kayıtlı olabilecek en eski doğum tarihine sahiptir.
Bunun da iyiniyetli bir tahmin olduğunu tekrar söyleyeyim. Sanırım, şu anda Türkiye’de
yaşayanların kendi nüfus kayıtlarından, ailelerindeki en eski kayda ulaştıklarında
1850′lere kadar geri gidebileceklerini söylemek yanlış olmaz. Bundan daha eskisini
bilemiyoruz. Belki tapu kayıtlarından. Bir toprak parçası aynı aile üzerine kayıtlı
olduğu sürece, ailenin geçmişini buradan sürmek de olanaklı. Toprağın ya da mülkün
el değiştirmesi bunu da olanaksız kılıyor. Bildiğim kadarıyla tapu kayıtları Osmanlı’nın
en erken dönemlerinden itibaren özenle tutlmuş kayıtlar. Gereken bilgiyi en kısa
zamanda aktaracağım.
Müsemma Sabancıoğlu
*Osmanlı Nüfusu (1830-1914) Demografik ve Sosyal Özellikleri, Kemal H.
Karpat, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2003, s.75.