Osmanlıların şeceresi (soy ağacı)
ile ilgili kısaca bilgi verebilir misiniz? Osmanlı’ların Türk olmadıkları söylentileri
ve Ertuğrul Gâzî’nin babasının Süleyman Şah mı yoksa Gündüz Alp mi olduğuna dair
görüş ayrılıkları konusunda neler biliyoruz?
http://www.osmanli.org.tr/yazi.php?bolum=1&id=2
Her iki konu da bazı batılı tarihçiler tarafından tartışılmış ise
de, son yapılan ilmî araştırmalar ve de ortaya çıkan bazı Osmanlı sikkeleri, problemi
hemen hemen çözmüş bulunmaktadır. Şöyle ki:
Birinci konuda, başta Gibbons olmak üzere bazı batılı yazarlar, Osmanlı Devleti’ni
kuran Osmanlı Hânedânının aslen Türk olmadıklarını, belki Moğol neslinden olabileceklerini
ileri sürmüşler ve hatta bazı tarihçiler, Müslümanlıklarının dahi Anadolu’ya geldikten
sonra gerçekleştiğini söyleyecek kadar ileri gitmişlerdir. Ancak bu manada söylenenler,
sadece menkıbe kabilinden bazı olayların, çok zorlamalarla yorumundan ibaret olduğunu,
yerli ve yabancı bilim adamları ortaya koymuşlardır.
Şurası açıktır ki, Oğuz boyunun Gün, Ay ve Yıldız Hanlarından meydana gelen kollarına
Bozoklar denmektedir; Gün Han’ın Kayı, Bayat, Elkaevli ve Karaevli ismiyle dört
boyu bulunmaktadır. Sağlam ve kudret sahibi demek olan Kayı Boyunun sembolü (ongun)
şahindir ve Osmanlılar da Kayı Boyundandırlar. Osmanlı Devleti’ni kuran ve ona adını
veren Osman Bey’in ve babası Ertuğrul Gâzî’nin, ne kadar küçük olursa olsun, Kayılara
mensup bir aşiretin başında bulunduklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bunun dışında,
Kayıların Hz. Adem'e kadar giden şecereleri ile ilgili izahlar, sadece menkıbevî
kıymete haizdirler. Tarihen sabit olmadığı gibi, bütün şecerelerin de birbirini
tutmadığı açıkça görülür. Hatta bazı kaynaklarda, Osmanlıların soyu, Hz. Peygamber’e
bile isnâd olunmaktadır. Bunların ilmî değerleri yoktur.
Eskiden beri Oğuzların bir şubesi olan Kayılar, diğer Oğuz boylarının göç hareketlerine
benzer şekilde, Selçuklular zamanında doğudan batıya ve nihayet Anadolu’ya göç etmeye
başlamışlardır. Bu dediklerimizi, Yazıcıoğlu’nun Selçuknâmesi, İdris-i Bitlisî’nin
Heşt Behişt’i ve Şükrullah’ın Behcet’üt-Tevârîh’i gibi ilk dönem kaynakları da ifade
etmektedir.
Dolayısıyla Osmanlılar Türk’türler; ancak büyük devlet olmalarını, sadece kendi kavimlerinden
verâsetle aldıkları kuvvet ve kudrete değil, aynı zamanda İslâm’dan aldıkları ve
Osmanlı adı altında aynı pota altında eritmeye muvaffak oldukları din ve dünya görüşüne
borçludurlar. Bu sebeple, Fuad Köprülü’nün Gibbons’a ait görüşün tenkidine
yüzde yüz katılırken, aynı yazarın Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda söz ettiği İslâm
Milleti veya tarihî ifadesiyle Osmanlı Milleti izahını yabana atmak da mümkün değildir.
Sözün özünü Ahmed Cevdet Paşa söylemiştir:
“Devlet-i Aliyye, başlangıçta, her ne kadar bir küçük hükümet şeklinde idi; lakin
Türklüğe mahsus olan üstün sıfatlar ile İslâmî şecâ’at ve dindarlığı kendisinde
toplamış bir kabile olduğundan, kendisinde İslâm milletinin birliğine vesile olmak
gibi bir kabiliyet vardı. Bu Devlet-i Aliyye, diğer devletler gibi, imtiyazlı bir
toplum içinden ortaya çıkıp da hazır millet ve memleket bulmuş bir devlet değildi;
belki yeni topraklar feth ederek, kendine yer edinmiş ve teşkil ettiği Osmanlı Milleti
dahi, dilleri farklı, tavır ve ahlakları ayrı ayrı çeşitli milletlerin en güzel
edeb ve tavırlarından seçilmiş üstün ve güzel bir topluluktur. Bunların dedeleri
de, çok eski zamanlardan beri Türkistan’da dahi han ve sultan olarak el-hakk asîl
ve soylu bir Türk hânedânıdır”.
İkinci konuya yani Ertuğrul Gâzî’nin babası meselesine gelince, Osman Bey’in
babasının Ertuğrul Gâzî olduğu, ortaya çıkan Osman Bey’e ait bir sikkeyle ve kaynakların
ittifakı ile kesinlik kazanmıştır. Ancak Ertuğrul Gâzî’nin babası konusunda farklı
görüşler bulunmaktadır. Meşhur olan birinci rivâyet, ilk dönem tarih kaynaklarının
çoğunun ve hatta elimizdeki şecerelerin ifadesine göre Süleyman Şah’dır. Ahmed Cevdet
Paşa ve benzeri bir çok son dönem tarihçileri de bunu ifade etmişlerdir. Ancak doğru
olan, Ertuğrul’un babasının Gündüz Alp olduğu şeklindeki ikinci görüştür. Zira Enverî’nin
Düstûr-nâme’si ve Tevki’î Mehmed Paşa’nın Tarihi gibi önemli Osmanlı kaynakları
bunu ifade ettiği gibi, ilim adamları tarafından son zamanlarda bulunan “Osman bin
Ertuğrul bin Gündüz Alp“ şeklindeki bir sikke de açıkça bu görüşü teyit etmektedir.
Bilindiği gibi Süleyman Şah, Anadolu Fâtihi ve Türkiye Selçuklu Devletinin kurucusu
ve ilk sultânı olması hasebiyle, onun isminden kalan bir hatıra olarak zikredilmesi
kuvvetle muhtemeldir. Ertuğrul Gâzî’nin annesinin ise, şu anda Domaniç’de medfûn
bulunan Hayme Ana olduğu ifade edilmektedir. II. Abdülhamid’in emriyle türbe yapılmıştır.
Klasik nakillere göre, daha evvel İran’da Mahan denilen yerde Süleyman Şah idaresinde
yaşayan Kayılar, Moğol istilasının etkisiyle Anadolu’ya ve Ahlat’a gelmişler; oradan
da Mardin’e 250 km kadar güney-batıda yer alan Caber Kalesi yakınında Fırat nehrini
geçmeye çalışırken, Süleyman Şah’ın boğulması üzerine kollara ayrılarak Anadolu’ya
yayılmışlardır. Caber Kalesi yanındaki bu menkıbevî mezar, hâlâ Türk Mezarı diye
bilinmektedir ve toprağı Türkiye Cumhuriyetine aittir. Gündüz Alp’in kabrinin Ankara
yakınlarında olduğu ve gerçekten Süleyman Şah’ın oğlu Selçuklu Sultânı I. Kılıçarslan’ın
da tarihî Türk Mezarına yakın bir yerde Dicle’nin Habur koluna düşerek vefat ettiği
nakilleri nazara alındığında, bu önemli hatıraların tesiriyle Süleyman Şah adının
Selçukoğullarından Osmanoğullarına geçişin bir sembolü olduğu düşünülebilir[2].
[2] İbn-i Kemal, Tevârih-i Âl-i Osman, I. Defter, sh. 201-204; Lütfi
Paşa, Tevârîh-i Âl-i Osman, sh. 17-27; Âlî, Künhü’l-Ahbâr, Ahmed Uğur neşri, sh.
29-41, Köprülü, Fuad, Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu, Ankara 1994, sh. 3-5, 68-73;
Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c. I, sh. 93-103; Gibbons, H. A., The Foundation of
the Ottoman Empire, chapter I; Tevkı’î Mehmed Paşa Tarihi, TOEM, nr. 79, sh. 87
vd.; Kantemir, c. I, sh. 57-58; Köprülü, M. Fuad, “Osmanlı İmparatorluğu’nun Etnik
Menşei Mes’elesi”, Belleten, c. VII, sayı 28(1943), sh. 219-313; Köprülü, M. Fuad,
“Kayı Kabilesi Hakkında Yeni Notlar”, Belleten, c. VIII, sayı 31(1944), sh. 421-452.



