Bilindiği gibi 19. yüzyılın ikinci yansında sanayinin gelişmesi, sömürgecilik ve
diplomatik ilişkilerin hızlanmasına neden oldu. Bu durum ise aynı zamanda büyük
devletler arasında siyasi rekabet, ekonomik çıkar çatışmaları ve anlaşmazlıkları
meydana getirdi. I. Dünya savaşı öncesi karışıklıklar merkezi durumuna gelen Avrupa,
adeta bir barut fıçısından farksızdı.
Teknik üstünlük kompleksine kapılan Avrupa, Osmanlı Devleti''''ne "Hasta Adam" gözüyle
bakıyor ve onu sömürülecek bir devlet; Türk Milleti''''ni de idare edilmeye muhtaç
bir millet olarak görüyordu.
Osmanlı Devleti''''ne gelince; I. Dünya Savaşından önce 1911 yılında girdiği Trablusgarb
Savaşı''''nda son Afrika topraklarını İtalya''''ya kaptırmış, 1912-1913 yıllarındaki
Balkan Savaşları''''nda aldığı mağlubiyetle de Rumeli''''deki nüfuzunu kaybetmiştir.
Çanakkale mucizesine rağmen I. Dünya Savaşı''''ndan da yenik ayrılan Osmanlı Devleti,
Mondros Mütarekesi gibi haysiyet kırıcı bir antlaşmayı imzalamak mecburiyetinde
bırakılmıştır.
Türk Milleti''''ne esaret zinciri vurmaya yönelik mütarekenin imzalanmasıyla Osmanlı
Devleti artık resmen değilse bile, fiilen yıkılmış sayılmakta idi.
Türk Milleti, maddi ve manevi bakımdan iyice sarsılmıştı. Memlekette, açlık, sefalet,
asayişsizlik ve gelecek konusunda ise ümitsizlik hakimdi.
Ancak, bütün bu olumsuzluklara rağmen, millet egemenliğine dayalı yeni bir Türk
Devleti kurma fikri ile yola çıkan Mustafa Kemal, Türk Milleti''''nin kurtuluşu
yönünde hiç bir zaman ümitsizliğe kapılmadı. O, Türk Milletinin vatanı, bağımsızlığı,
bayrağı, namusu... gibi kutsal saydığı değerleri korumada her türlü fedakârlıktan
kaçınmayacağını çok iyi biliyordu.
Türk Milleti''''ne olan güvenini her fırsatta ifade eden Mustafa Kemal, bilindiği
gibi 19 Mayıs 1919 günü Samsun''''a çıkarak Kurtuluş Savaşımız yolunda ilk adımı
atmış oldu. Samsun''''da başlayan bu yolculuk Kavak, Havza, Amasya ve Tokat istikametinde
devam edecektir.
Tokat, Birinci Dünya Savaşı sonlarında Sivas vilayetine bağlı bir sancak merkezi
durumunda idi. Bu tarihlerde nüfusu yüz bini aşan Tokat Sancağı''''nda, Türkler
çoğunlukta, Rum ve Ermeniler ise azınlık durumunda idi. Zile, Reşadiye, Niksar ve
Erbaa Tokat''''a bağlı kazalardı.
Mondros Mütarekesi''''nin imzalandığı günlerde ve hemen sonrasında Anadolu''''da
baş gösteren sıkıntı, şüphesiz Tokat Sancağı halkını da üzmüş ve gelecek hakkında
endişeye düşürmüştür. Bilhassa, Tokat''''ta azınlık durumunda olan Rumların, merkezi
Samsun olmak üzere Tokat''''ı da içine alan bölgede Pontus Devleti kurmak istemeleri,
Tokat halkının tedirginliğini daha da artırmakta idi. Bu durum karşısında Tokat''''ta
yaşayan Müslümanlar tedbir amacı ile 25 Şubat 1919 tarihinde "Karadeniz Türkleri
Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" Tokat şubesini kurdular. Bu şubenin bir ay sonra da merkezi
İstanbul''''da olan "Vilayeti Şarkiye Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti''''ne" bağlandığı
bilinmektedir.
Tokat Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti''''nin yaptığı hizmetler konusunda araştırmacı merhum
Halis CİNLİOĞLU''''nun tespitleri şöyledir:
Erzurum Kongresi''''ne gönderilen Rıfat Bey''''in 800 liralık yol harcını ödediler.
(O zamanın Müdafaa-i Hukuk Heyeti bu parayı hiç bir yardım görmeden yalnız kendi
keselerinden verdiler).
Maraş ve izmir''''de çatışan yurttaşlarımıza "iane" toplandı. Çamaşırlar diktirildi.
Bir yerden diğer yere taşınan "Darüleytâm" talebesine yardım edildi.
Genci harpten dönen esirlerimizin yurtlarına kavuşmalarına çalışıldı.
Şehir içinde yaya Kuva-yı Milliye kuruldu. Çoğu bu gibi işlere yeni atılan gençlerden
ibaret olarak bu kuvvet, ihtiyat zabitleri kumandasına verildi.
Şehir dışı için Mütevellioğlu Nuri Bey kumandasında süvari "Kuva-yı Milliye" kuruldu.
Numara kullanan, adlarını ve sayılarını saklayan adamları vasıtasıyla olan biten
işlerden haber alınmaya çalışıldı.
Tokat Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti İdare Heyeti''''nde görev alanlar: Tahir Rüştü. Hacı
Hüsnü, Rıfat (Hamamcıoğlu), Nuri (Mütevellioğlu), Mehmet (Yağcıoğlu), Vahap (Baloğlu).
İbrahim (Yoğurtçuoğlu), Fuat (Evliyaoğlu), Hacı Mustafa (Müftükâtipoğlu), Hafız
Agah (Emekli Komiser), İzzet (Gençağaoğlu). Remzi (Doktor), Fehmi (Celepoğlu), Şevki
(Emekli Binbaşı), Vehbi (Muhasebecioğlu) ve Salih (Bekçioğlu) beylerdir.
15 Mayıs 1919''''da Yunanlıların İzmir''''i işgal etmeleri Tokat halkı tarafından
tepkiyle karşılanır. Tokat ve kazalarında Redd-i İlhak Cemiyetleri kuruldu. Yunan
işgalini protesto etmek amacıyla da 20 Haziran 1919 günü Niksar''''da miting yapıldı.
Niksar halkı nümayiş (miting) sonunda alınan kararları "Redd-i İlhak Cemiyeti Reisi
Mahir" imzasıyla itilaf Devletleri temsilcileri ile A.B.D. Cumhurbaşkanı Wilson''''a
gönderir. Bu kararlarda "Biz Türk olan her vatan parçasının Türk kalmasını istiyoruz.
Siz de buna söz vermiş idiniz. Şimdi ise sözünüzde durmadığınızı görüyoruz. Anadolu''''ya
uzatılacak bir tecavüz bizi öldürmek için uzatılan bir adımdır. İnsaniyet ve adalet
namına suikastten vazgeçiniz." denilmektedir.
Bu arada, 1. Dünya Savaşı''''ndan dönen ihtiyat Zabitleri Tokat''''ta "İhtiyat Zabitleri
Teavün Cemiyeti" adı altında bir cemiyet kurdular. Bu cemiyeti kuranlar hem kendi
aralarında yardımlaşmayı sağlamak hem de memleket davalarıyla ilgilenmek amacıyla
ortaya çıkmışlardır. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti''''nin çalışmalarını yeterli görmeyen
ihtiyat Zabitleri: "Memleketin derin yaralarını saracak vatanperver adamları göremiyoruz.
Kuvvetli bir heyet yoktur ki, Tokat''''ı bu hususta tanıtabilsin. Kendilerini idareden
aciz adamlar, bu tehlikeli zamanlarda Tokat halkım nasıl yönetecekler?" diyerek
Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti İdari Hey eti''''ne gençlerin de alınmasını istemişlerdi.
Sonunda istekleri yerine getirilerek gençlerin de Müdafa-i Hukuk Cemiyeti''''ne
girmeleri sağlanmıştır. Bu durum Tokat''''taki mücadele azmine daha da güç kazandırmıştır.
9. Ordu Müfettişi olarak Anadolu''''ya gönderilen Mustafa Kemal Paşa, 26/27 Haziran
1919 gecesini Tokat''''ta geçirdi ve ertesi sabah Sivas''''a hareket etti. Mustafa
Kemal Tokat''''a geldiğinde Belediye binasında şehrin ileri gelenleriyle bir toplantı
yaparak memleketin durumu hakkında genel bilgi verdikten sonra Milli Mücadele''''nin
kaçınılmaz olduğu konusunda Tokatlıları ikna etti. Tabii bu arada Mustafa Kemal
Paşa''''nın bazı engellerle karşılaştığımı belirtmek gerekir. Mesela, Sivas''''a
hareketi sırasında Sivas Valisi Reşit Paşa, Mustafa Kemal''''i tevkif etmesi için
özel olarak görevlendirilir. Ancak Mustafa Kemal Paşa, tedbirliliği ve ince zekâsı
sayesinde bu engelleri aşmayı başarmıştır.
23 Temmuz 1919''''da toplanan Erzurum Kongresi''''nde vatanın bütünlüğü ve milletin
istiklâli ile ilgili kararların alındığı bilinmektedir. Bu kongreye Tokat''''tan
Rıfat (Hamamcıoğlu) Bey ile Sabri Efendi (Emekli Askeri Kâtip) katılmışlardır. Rıfat
Bey, kongrede yaptığı konuşmada davalarının "Hak ve istiklal" davası olduğunu belirtmiştir.
Sivas Kongresi''''ne Tokat''''tan temsilci katılmamasına rağmen, Erzurum Kongresi''''nde
Temsil Heyeti üyeliğine seçilen Bekir Sami Bey''''in Tokatlı olmasından dolayı Tokat''''ın
Sivas Kongresi''''nde temsil edilmiş olduğunu söyleyebiliriz.
Sivas Kongresi sona erdikten hemen sonra Temsil Heyeti, Damat Ferid Paşa hükümetini
istifaya zorlamak amacıyla İstanbul ile haberleşmeyi kesme kararı aldı. Alınan bu
karara Tokat da aynen uymuştur. 12 Ocak 1920''''de açılan son Osmanlı Mebusan Meclisi''''nde
Tokat, Ahmet ve Şevki Beyler ile Ömer Fevzi Efendi tarafından temsil edilmiştir.
İstanbul''''un İngilizler tarafından işgal edilmesi ve İngilizlerin Meclis-i Mebusan''''ı
basarak bazı Mebusları tutuklayıp sürgüne göndermeleri, diğer illerde olduğu gibi
Tokat''''ta da nefretle karşılandı. Türk Milleti''''ne yapılan bu haksızlıkları
protesto etmek için Tokat ve kazalarında mitingler tertip edildi. Ayrıca, bu vahim
olayı kınamak amacıyla itilaf Devletleri mümessillerine telgraflar çekildi.
İstanbul''''un işgali ve Mebuslar Meclisi''''nin dağıtılmasından sonra artık İstanbul''''un
dışında yeni bir hükümet kurma fikri iyice kuvvet kazanmaya başladı. Nihayet, 23
Nisan 1920''''de Ankara''''da açılan TBMM İstanbul''''u tanımadığını ilan etmek
suretiyle Türk Milleti''''nin kurtarılması görevini üzerine almış oldu. Açılan bu
yeni mecliste Tokat''''ı temsil eden milletvekilleri ise; Rıfat (Hamamcıoğlu) Bey,
Hamdi (Mütevellioğlu) Bey, Mustafa Vasfi (Süsoy) Bey, Nazım (Eski Harput Valisi)
Bey ve İzzet (Gençağaoğlu) Bey''''dir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi''''nin açılması kararını tepkiyle karşılayan İstanbul
Hükümeti, Şeyhülislam Dürrizade Abdullah Efendi''''ye 11 Nisan 1920''''de bir fetva
verdirerek bu yolla Kuva-yı Milliye ruhunu yok etmeye çalıştı. Anadolu''''nun her
tarafına duyurulan bu fetva bazı bölgelerde etkisini göstererek isyanların çıkmasına
sebep oldu. Nitekim, 14 Mayıs 1920 günü Postacı Nazım adında biri, Sivas''''ın Yıldızeli
kazasına bağlı Kaman köyünde isyan etti. Bu isyana karşı tedbir maksadıyla Tokat''''ta
50 kişilik Kuva-yı Milliye kuruldu. Ayrıca Köprübaşı, Niksar Yolu, Çay, Beybağı
ve Erenler mahallelerinde dışarıdan gelebilecek bir tehlikeye karşı kuvvet bulunduruldu.
Bu arada Niksar ve nahiyelerinden de yardım sağlandı.
9 Mayıs 1920''''de Postacı Nazım Yenihan Kaymakamlığı''''na gönderdiği mektupta:
"Kavak''''ta verilen söze itimadan milletçe muhafaza! sükuna karar verilmişken,
50 kişilik bir müfrezenin sevk edilmesinden arada itimat kalmadı. İsteklerimize
tahriri cevap alamaz isek muhafaza! sükunu mevcut kuvvetimizle ihlâl edeceğiz" diyordu.
Bu isyanın bastırılması için Mustafa Kemal, Zile''''de bulunan 3. Kolordu KomutanıSefahattin
Bey''''i görevlendirdi. Merkezi Amasya''''da bulunan 5. Kafkas tümeni Komutanı Yarbay
Cemil Cahit (Toydemir) 3. Kolordu''''dan aldığı emir üzerine bir tabur askeri Zile
yoluyla Artova''''ya, bir başka taburu da Tokat''''tan Yıldızeli''''ne gönderdi.
Ancak, gönderilen bu birlikler asiler karşısında başırılı olamadılar. Bu durumdan
iyice cesaret alan asiler Zile''''yi işgal ettiler. Tümen komutanı Yarbay Cemil
Cahit, Yıldızeli''''nde bulunan askeri birliğin de desteği ile Zile''''ye girdi
ve burayı işgalden kurtardı. Suçlular ve asiler yakalanarak ağır şekilde cezalandırıldı.
Postacı Nazım, Samsun bölgesinde yakalanarak Amasya''''ya getirildi ve idam edildi.
DERLEYEN : SALİH ŞAHİN
TOKAT TARİHİ
ESKİ İSİMLERİ
KOMANA
(ANTİK BİZANS)
Tokat,uygarlıkların merkezi olan
Anadolu' da, zengin doğal kaynakları, jeostratejik konumu nedeni ile, beyliklerin,
devletlerin ve imparatorlukların yaşama ve fetih alanı olmuştur. Orta karadeniz
dağlarından güneye, Anadolu'nun içlerine doğru, değişik rakımlarda dizi dizi yaylalar,
ovalar, bağ ve bahçeler içindeki akarsularıyla, Dünyada benzeri az olan bu cennet
İlimiz, canlı ve zengin tarihinin izlerini bugün de yaşatmaktadır.
Tokat
Merkez olmak üzere, Zile'den Reşadiye'ye, Erbaa ve Niksar'dan Artova'ya kadar, ilçe
ve köylere yayılmış sayısız tarihi varlıklarımızın pek çoğu, 5000 yıldan bu yana
istilalar, savaşlar, depremler ve tahribatlarla yok olmuş veya yıkılmışlardır. Yer
altında kalanlar gün ışığına çıkarılmayı beklerken, günümüze kadar oluşan pek çok
anıt eser de yeterince korunamamaktadır. Büyük Atatürk'ün "Misak-ı Milli" diyerek,
sınırlarını çizdiği engin tarihi değerlerini araştırmak, ortaya çıkarmak, korumak,
yeni kuşaklara ve tüm dünyaya tanıtmak, kültürümüzün, yurt sevgimizin bugünü ve
geleceği için milli görevimizdir.
Büyük Hitit İmparatorluğu batıdan gelen Balkan kavimleri önünde dağılıp güney doğuya
göçerken, Balkan asıllı Frig kavimleri, 500 yıl sürecek uygarlıklarını Anadoluda
kurmaya başlarlar. Sonraları. doğudan güçlü Pers, batıdan Büyük İskender istilası
Anadoluyu baştan sona aşar. M.Ö. 4. yüzyıla geldiğimizde, bölgenin eski halkı hatti'ler,
Hitit'ler, Hurri'ler Mitanni'ler, Frig'ler zaman içinde yeni kavimlerle kaynaşmış,
terk ettikleri kentler üzerine, Pers, Helenistik ve Pontus kentleri kurulmaya başlanmıştır.
Tokat ilindeki Kelkit, Yeşilırmak ve Çekerek nehirleri boyunca kurulu Hitit ve Frig
yerleşim alanları, M.Ö. 2500-400 arasında, yüksek düzeyde sanat ve kültür yaşamına
sahip olmuştur.
M.Ö. 6. yüzyıl ortalarından, 4. yüzyılın sonuna kadar Pers egemenliğine giren Anadolu'da
Tokat ve çevresini yöneten güçlü Satrapları M.Ö. 333 de Büyük İskender'in hızlı
ve hırslı istilası ile şaşkına dönen mağrur Pers kralları teslim olurken, Anadolu'da
helenistik çağ başlamaktadır. 300 yıl süren ve sanat etkinliklerinin zirveye çıktığı
bu dönem daha sonra Roma'ya miras kalacaktır.
M. Ö. 1. yüzyılda küçük Asya fethine gireşen roma imparatorları, batıdan başlayarak,
Anadolu'nun iki önemli yerleşme bölgesi olan, Kayseri Kapadokya'sı ile kuzeyde Tokat'ın
(COMANA) merkezi olduğu Pontika Kapadokya'sını ele geçirirler. Ancak yörede güçlü
bir devlet kuran Pontus kralları MİTHRİDAT' lar Roma'ya şiddetle direnmişlerdir.
M.Ö. 47 de, SEZAR orduları ile Zileye gelir. 5 aat süren savaş sonunda Pontus kralı
2. PHARNAKES'i yener. "Geldim, gördüm, yendim." dediği, tarihe mal olan sözcüklede
Zile'deki başarısını özetler. Tokat (COMANA), Niksar ( NEOCAESAREA), Sulusaray (SEBASTOPOLİS),
Zile(ZELA) M.S. 5. yüzyıla kadar birer Roma eyalet şehri olmuşlardır.
4. Yüzyıl sonunda Roma imparatorluğu yıkılır. Doğuda devam eden yeni Bizans imparatorluğu,
Roma devlet düzenine sahip çıkar. Ancak genç Roma kültür ve sanatını hiristiyan
dini ile yorumlar, kendine özgü, yepyeni bir uygarlığı tüm Anadoluya yayar. 1000
yıl gibi uzun süren Bizans egemenliği, hristiyanlığı Anadolu'da himaye etmiş, kurumlaştırmıştır.
Tokat ve Niksar Pontika Kapadokyası'nın piskoposluk merkezleri olmuştur.
1071 yılına geldiğimizde, 600 yıldır devam eden Bizans gücünün, Selçuk ve Danışment
Türkleri karşısında gerilemeye başladığını görüyoruz.
11. yüzyıldan 14. yüzyıl sonuna kadar geçen 300 yıl, Anadolu'da, birçok devletin
kaderini belirleyen, karmaşık ve amansız mücadelelerle doludur. Tarihçiler için
en bol kaynağında bu devirde yaratıldığını görüyoruz.
12. yüzyılda, Bizans imparatorluğu giderek güçlenen Türk-İslam devletleri karşısında
çökmeye başlamıştır. Selçuklular doğu ve orta Anadolu'yu, Danişment'ler merkezi
Sivas ve Niksar olan kuzey anadolu'nun iç bölgelerini ele geçirirlerken, kutsal
topraklara ulaşmak isteyen Haçlı orduları, dört bir yandan Anadolu'ya çıkarlar.
Bizans, Selçuk, Danişment, Haçlı çatışmaları derken, arkasından Moğol akınları silindir
gibi gelerek, Anadolu'ya girerler. Yöremiz dost ve düşmanın karıştığı tam bir savaş
ve güç arenasına döner. Bu arada, Anadolu'da kurulu pek çok küçük hiristiyan krallık
ve beylikleri de büyüklerin ayakları altında ölüm-kalım mücadelesi vermektedirler.
13. yüzyıl sonuna kadar sürüp giden ve hareketli dönemde, aynı gün el değiştiren
kentler, yıkılıp yıkılmış, sabah cami olan yer akşam kilise ertesi sabah tekrar
camiye dönüştürülmüştür. Ayaklanmalar, kanlı hanedan ve taht kavgaları, ihanet ve
servet çatışmaları ile Anadolu'da yer yerinden oynamıştır.
Bu dönemin
en önemli uygarlığı şüphesiz Selçuk Türklerinin Anadolu'da yarattığı hamanist kültür,
sanat, bayındırlık, mimarlık ve bilimsel çalışmalardır. Tokat yöresinde hemen yüzyüze
geldiğimiz, özü güzellik ve sabır olan bu uygarlık, mücadelerle geçen 2. yüzyıl
gibi kısa zamanda Anadolu'nun her yanına yayılabilmiştir.
13. Yüzyıl, Acımasız Moğol Hanları yüzbinlerce Anadolu insanını kılıçtan geçirmektedirler.
İslam-Hiristiyan herkesin can derdine düştüğü bu yıllarda, yıkılmaya başlayan Selçuklu
hanedanını kurtarma çareleri arayan "MUİNEDDİN PERVANE'nin Moğollarla anlaşması,
Tokat'tan devleti 15 yıl akıl almaz entrikalarla yönetmesi, Sultan RÜKNEDDİN KILIÇARSLAN'ı
boğdurup yerine GIYASETTİN KEYHÜSREV'i geçirmesi, mecalsiz Selçuklu devletinin çöküşü,
İlhanlı Hanı OLCAYTON'un doğu Anadolu'yu işgali, İran Moğollarının, ERTANA beylerinin
Tokat ve yöresindeki hakimiyeti, KADI BURHANETTİN dönemi, dirayetsizlik, huzursuzluk
ve isyanlar. En önemlisi devletin güçlü zamanından sin hristiyanlar tekrar kent,
kale ve köylere dönmektedirler. Ahali sahipsiz, şaşkın ve korkulu... Burada Evliya
Çelebi'den aldığımız ve Tokat ile ilgili HACI BEKTAŞ VELİ'nin kehanetini verelim.
12. yüzyılda
Horasandan gelip Söğut'te Ertuğrul ve Osman Bey'e giderken Tokat kalesinin kafirler
tarafından yeniden zapt olduğunu görür ve sümbüllü denilen bağda oturarak "İnşallah
yakında yıldırım gibi bir er çıkıp Tokat'ı fetheder" diye kehanette bulunur. Sümbül
bağında bir halifesini seccade sahibi ederek bırakır. O zat hala "SÜMBÜLLÜ BABA
" adıyla meşhur bir kutup olup orada gömülüdür.
Hacı
Bektaş Veli'nin kehaneti 175 yıl sonra doğru çıkar. 1392 de YILDIRIM BEYAZIT Tokat'ı
tüm çevresi ile Osmanlı birliğine dahil eder. Yükselme devrinde Selçukluların bıraktığı
yerden başlayan Osmanlılar Tokat'ı önemli bir ticaret ve kültür merkezi haline getirirler.
Günümüzde de kullanılan pek çok tarihi anıt, üç asır süren bu yükselme yıllarında
yapılmıştır. Sayısız saray, han, mederese ve zaviyenin yer aldığı Tokat'ta başta
MOLLA LÜTFİ, İBN-İ KEMAL, MOLLA HÜSREV gibi alimler olmak üzere pek çok devlet adamı,
sanatçı, bilim adamı, tarihçi, bektaşi ve mevlevi alimleri bu çağlarda yetişmiş,
Osmanlı İmparatorluğunun yükselmesinde ve birliğinde önemli katkıları olmuştur.
17. Yüzyılın
bitimi ile beraber gerileyen imparatorluk döneminde Tokat olumsuz etkilenmiş, gelişme
ve canlılığını yitirmiştir.
20. Yüzyıl
başlarında Birinci Dünya Savaşının acı günlerini yaşayan Tokat 1920 Sevr anlaşması
ile parçalanmış Anadolu'dan arta kalan bir avuç Türk bölgesi içinde kalmıştır.
Tokat Vikipedia Tokat Tarihi
Ayrıntılı Bilgiler
Tokat,uygarlıkların merkezi olan Anadolu' da,
zengin doğal kaynakları, jeostratejik konumu nedeni ile, beyliklerin, devletlerin
ve imparatorlukların yaşama ve fetih alanı olmuştur. Antik dönemde "Komana" adını
taşıyan ilde bilinen ilk yerleşge
Hititler dönemine aittir. Kalkolitik ve ilk tunç çağlarının ardından kurulan
eski Hitit krallığı ve daha sonraki Büyük Hitit İmparatorluğu dönemine ait yerleşim
alanları Tokat'ın sulak vadilerine, bereketli ovalarına serpilmiştir. Görülmeye
değer en önemli merkezlerden biri Zile İlçesinin Yalınyazı yakınındaki Masat Höyük'tür.
Büyük Hitit İmparatorluğu'na bağlı federasyonlarda bir beye ait bir sarayda
ve bu sarayın yamaçlarında, kentin bulunduğu höyükte arkeolojik kazılar yapılmış,
çivi yazılı tabletler, tunç ve demir çağlara ait çeşitli seramik eşyalar bulunmuştur.
Yüksek düzeyde Hitit kültür ve sanatı yaşanan diğer önemli merkezler; Erbaa ilçesinde
Horoztepe, J.G.C Anderson'un "Verisa" ve J.Garstang'ın "Zıppalanga" dediği kutsal
Hitit kenti Aktepe (Bolus) Höyüğü, Zile Kalesi'nin bulunduğu "Anzilia" Höyüğü
ile höyük ve kale höyük gibi diğer yerleşim alanları bulunmaktadır. Buralarda arkeolojik
kazılar yapılmış, kalkolitik döneme ait eserler bulunmuştur.
Ege göç kavimleriyle Batı Anadolu'yu istila eden Frigler Tokat yöresindeki Çekerek,
Tozanlı, Kelkit Çayı boylarında kurulu Hitit kentlerini işgal etmişlerdir. M.Ö.
8 ve 7. yy da yüksek düzeyde bir uygarlık kurmuşlardır. Maşat Höyük'te
Frigya dönemine ait yapılar ve çeşitli eşyalar bulunmuştur.
Karadeniz'den gelen Kimmer akınına dayanamayan Frig kavimlerinin yıkılmasıyla M.Ö.
6. yy'da önce Med, daha sonra da Pers egemenliğine giren Tokat, büyük Kapadokya
Satraplığının (Pers Eyalet Valiliği) içinde kaldı.
Persler, Komana'daki MA toplantısına karşı kendi Zerdüşt dinlerini yaymak
için Zile'ye dört sütunlu bir Andidis ateş tapınağı ve kırsal alanlarda pek çok
ateşgedeler inşa ettiler. Tokat'ın ekonomik ve stratejik önemini gözeten Persler,
başkentleri Persopolis'ten Ege'de Lidya Krallığının başkenti Şart merkezine kadar
uzanan Kral Yolu'nu Tokat'tan geçirdiler.
M.Ö. 334 ve 332 de Büyük
İskender'in hızlı ve hırslı seferi ile Anadolu'daki Pers egemenliği son
bulmuş,
Helenistik çağ başlamıştır. Bu dönem başlangıcında Pers ve Makedonyalı
soyluların egemenlik çatışmaları sürüp gitmiş, sonunda Pers kökenli Mithritat önderliğinde
Pontus Devleti kurulmuştur. Giderek güçlenen Pontus Kralları Niksar, Turhal ve Zile'de
Gazafilaklia denen güçlü kaleler, Komana ve Erbaa'da da tapınak, saray ve villalar
yapmışlardır. Karadeniz kıyılarında güçlenen, zamanla Anadolu'nun büyük bir bölümünü
egemenlik içine alan
Pontuslar, Anadolu'yu istila eden Roma ordularına karşı uzun yıllar süren
amansız direniş sürdürmüşlerse de M.Ö. l. yy da
Roma İmparatorluğuna yenik düşmüşlerdir.
Pontus'un güçlü direnişim kırmak için Roma, en güçlü generallerini Küçük Asya'ya
gönderir. Amiral Triarius, Sulla, V.Flaccus, Lucullus ve Pompeius büyük mücadeleler
verirler. Nihayet M.Ö. 47 de
Julius Caesar Zile, Tokat'ye
gelir ve Roma "ya başkaldıran Pontus asıllı Basforos kralı 2. Pharnake'nin orduları
ile Altıağaç mevkiinde karşılaşırlar. Her şey beş saat içerisinde olup bitmiş,
uzaktan gelerek çok büyük zafer kazanan Sezar "Veni, vidi, vici" (Geldim, gördüm,
yendim) diyerek Roma'ya bildirmiştir.400 yıl süren Roma egemenliği sırasında Tokat
ve yöresinde ticaret, bayındırlık ve ulaşım gelişmiş, kentler imar edilmiş, Komana,
Niksar, Zile ve Sulusaray'ın önemi artmıştır. Tokat Müzesi'nde Roma dönemine ait
birçok eser bulunmaktadır. Niksar'ın Leylek Pınar, Ayvaz, Harmancık, Çanakçı deresi
ile Kaleiçi'nde, Zile'nin ören yerlerinde ve Sulusaray ilçesinde Roma dönemine ait
birçok kalıntı bulunmuştur.
Roma döneminde imparatorluk 395 'te Doğu ve Batı olarak bölündüğünde Tokat ,Doğu
Bizans sınırları içinde kaldı. Bu dönemdeki en önemli gelişme, Hristiyan-Bizans
uygarlığının Anadolu'da yayılması, yeni bir kültür ve sanat başlatmış olmasıdır.
Ma ve Anaitis gibi tapınakları olan Komana kenti giderek önemini yitirdi. Hristiyan
halk Turhal yakınlarındaki Dazimnodis ve Tokat Kalesi'nin bulunduğu Evdoksia'ya
göç ettiler. 6-7-8. yy Sasani ve Arap devletleri Bizans'ın en önemli doğu sorunu
oldu. Tokat ve yöresi zaman zaman İstanbul'un fethine girişen Arap akıncılarının
eline geçti. 10 ve 11. yy'da Türkmen ve göç gazaları ile başlayan Türk-Bizans teması
Sultan Alp Arslan'ın 1071
Malazgirt Savaşı'ndan sonra Bizans'ın geri çekilmesine dönüştü.
Kutalmışoğlu Süleyman Şah ve Gümüştekin Ahmet Gazi'nin orduları Anadolu'nun büyük
bölümünü ele geçirerek bağımsız beylikler kurdular.
Büyük Selçuklu İmparatoru Sultan Melik Şah'ın komutanlarından Gümüştekin Ahmet Gazi,
1071 Malazgirt Savaşından sonra orduları ile Anadolu'ya geldi. Önce Sivas'ı ve 1095
yılında da Niksar'ı başkent yaptı. Daha sonra Tokat, Zile, Turhal, Zonusa'yı birliğine
kattı.
Anadolu Selçuklu Devleti'nden ayrı, bağımsız bir devlet kuran
Danişmendoğulları daha sonra Kayseri ve Malatya'yı da alarak güçlendiler.
Güneye inerek Antakya Bohemont Prensliğine, Akdeniz'de de Klikya krallığına son
verdiler. Anadolu'nun Türkleşmesinde önemli başarılan olan Melik Ahmet Gazi, Trabzon-Rum
Krallığı 'na, Haçlı ordularına karşı mücadele vermiş, kardeş Türk devleti olan Anadolu
Selçukluları ile de zaman zaman çatışmalara girmiştir.Danişmend eserlerinin çoğu
Niksar ve Tokat'ta bulunmaktadır. Danişmend oğullarının Tokat yöresindeki egemenliği
Selçuklu Sultanı 2. Kılıçarslan'a kadar sürmüştür.
12. yy ortalarına kadar süren Selçuklu, Danişmend çekişmesine son veren 2.Kılçarslan
tüm Danişmend birliğini kendine katar ve 1186 yılında Türklerin feodal devlet anlayışına
uyarak ülkesini 11 oğlu arasında paylaştırır. Tokat, oğullarından Rüknettin Süleyman'a
düşer. Ancak kardeşler arası uyuşmazlıkların tehlikeli boyutlara ulaştığını
gören Süleyman Şah, yeniden devlet bütünlüğünü sağlar. Anadolu Selçuklu devletinin
en önemli ve güçlü zamanı Tokat'ta 6 yıl emirlik yapan
Alaettin Keykubat'ın dönemidir. 1220 yılında tahta çıkan Alaettin Keykubat
ülke sınırlarını genişletir. Kentleri imar eder, huzur ve güveni sağlar. 1236 yılında
Kayseri'de yediği av etinden zehirlenip ölen Alaatin Keykubat'ın yerine oğlu 1.
Gıyasettin Keyhüsrev tahta geçer. Genç sultanın dirayetsizliği, emirlerle
uyuşamama nedeni ile göç kafileleri ve nihayet önü güçlükle alman Babai ayaklanmaları
devleti zayıflatmış ve Moğolların ülkeye girmesini önleyememiştir. 1243 Kösedağ
Savaşı devletin kötü kaderini belirlemiş ve ülke Moğol baskısı altında kalmıştır.
Bu olumsuz gelişmeleri durdurmak için Selçuklu sultanlarıyla Moğol hanları arasında
kilit adam olan Pervane Muinettin Süleyman, birliği sağlamak yerine, kişisel
ihtirasları ile olayları daha da çıkmaza sokmuş, nihayet 13. yy sonlarında Anadolu
Selçuklu Devleti İlhanlı Moğollarının egemenliği altına girmiştir. Pervane Süleyman
iktidarında olan Tokat'ta, bugün Gökmedrese diye anılan çinileri ile ünlü Pervane
Külliyesi inşa edilmiştir.
Cengiz İmparatorluğu parçalandıktan sonra 1256 yılında kurulan
İlhanlı Devleti Türk ve İran kültürü altındaydı. Anadolu Selçuklu devletine
son veren ve yarım yüzyıla yakın Orta ve Doğu Anadolu'ya egemen olan İlhanlılar
bölgedeki siyasi ve ekonomik üstünlüklerinin yanı sıra Tokat, Zile ve Niksar'da
eserler bırakmışlardır.
İlhanlı Devleti'nin son yıllarında Anadolu valisi Timurtaş, Mısır'a kaçmış ve yerine
yakını Ertana (Eratna) Beyini bırakmıştı. Bir süre sonra 1340 yılında Emir Ertana
bölgede bağımsız bir hükümdarlık kurdu. Tokat'ı egemenlik alanı içinde alan ve halkın
"Köse Peygamber" diye sevdiği Emir Ertana 1352 yılında ölünce, emirlerin kavgaları
ve ayaklanmaları yönetimi zayıflattı. Parçalanmaya başlayan Ertana ülkesi Tokat
ve Niksar yörelerinde Tacettinoğulları, Hacı Kutluşah ve diğer beylerin egemenlik
çatışmaları ile çökmeye başladı. Nihayet 2. Ertana hükümdarı Alaattin Ali, kendi
döneminde bu huzursuzlukları önlemeye çalışan devlet adamıydı. Kadı Burhanettin
büyük mücadeleler sonunda yönetime karşı bağımsızlığını ilan etti. Bu büyük beyliği
Sivas'tan yönetmeye başlayan Kadı Burhanettin, kendisine bağımlı olmak istemeyen
Tokat, Niksar, Zile ve Turhal emirleri ile şiddetli çatışmalara girdi, Tokat'ı
sık sık kuşattı ise de başarılı olamadı. Aynı zamanda şair olan Kadı Burhanettin,
Osmanlı hükümdarı Yıldırım Beyazıt ile savaştı. 1398'de de Akkoyunlu hükümdarı ile
girdiği savaşta öldürüldü. Kadı Burhanettin ile emirler arasında bitmez tükenmez
çatışmalardan usanan Tokal halkı, Osmanlı Sultanı Yıldırım Bcyazıt'a başvurarak
illerinin Osmanlı birliğine katılmasını istediler.
OSMANLI İMPARATORLUĞU DÖNEMİ
1392 yılında Osmanlı Beyliği'ne katılan Tokat'ın adı Dârü'n Nasr olarak değiştirilmiştir.
Bundan kısa bir süre sonra Anadolu'ya giren Timur orduları Tokat kalesini kuşatmış,
ancak elde edemeyince kentte büyük tahribat yapmıştır. Fetret Devri dediğimiz dönemde
Şehzade Çelebi Mehmet'in Amasya ve Tokat yörelerinde ayaklanmaları bastırması, Osmanlı
Devleti'nde yeniden dirlik ve düzenlik sağlanması ile Tokat 5 yüzyıl süren Osmanlı
birliği içinde kalmıştır.
Timur, Şah İsmail kuşatmaları, uzun
Hasan, Şah İsmail, Karayazıcı, Celali ve diğer ayaklanmaların yakıp yıktığı Tokat,
su taşkınları ve yer sarsıntılarının yaptığı hasara rağmen önemini ve gelişimini
yitirmemiştir. Başta dokumacılık, yazmacılık, bakırcılık ve dericilik olmak
üzere sanayi ve ticaret gelişmiş, 14 büyük han, birçok camii ve medresenin
yanı sıra saraylar, hamamlar, köprüler ve çeşmeler yapılmıştır. Yabancı seyyahların
ve Evliya Celebi'nin güzellik ve nimetlerini anlatmakla bitiremedikleri Tokat 1617
yılında Valide Sultanlara Voyvodalık olmuş, ünlü Osmanlı sultanlarının gelip gördüğü
orduları ile konakladığı siyasi, kültürel ve ekonomik bir merkez olmuştur. Tokat,
Sivas Beylerbeyliği'nin sancak merkezi olarak, Osmanlı İmparatorluğu 'nda önde gelen
kentlerden biri olmuştur. Gerileme devrinde kervan yollarından uzak kalan ve bir
iç kent haline gelen Tokat,'Avrupa'da gelişen sanayi ve teknoloji ile savaşlardan
olumsuz etkilenmiş, giderek bölgeler arası ticaret merkezi olma özelliğini kaybetmiştir.
1863'te nahiye, 1878'de Mutasarrıflık. 1920'de müstakil Liva olan Tokat, Cumhuriyet'in
ilanına kadar kendi kabuğuna çekilmiştir.
MİLLİ MÜCADELE'DE TOKAT
Bilindiği gibi 19. yüzyılın ikinci yarısında sanayinin gelişmesi, sömürgecilik ve
diplomatik ilişkilerin hızlanmasına neden oldu. Bu durum ise aynı zamanda büyük
devletler arasında siyasi rekabet, ekonomik çıkar çatışmaları ve anlaşmazlıkları
meydana getirdi. Avrupa devletleri, Osmanlı Devleti'ne "Hasta Adam" gözüyle bakıyor
ve onu sömürülecek bir devlet; Türk Milleti'ni de idare edilmeye muhtaç bir millet
olarak görüyordu.
Osmanlı Devleti'ne gelince;
Birinci Dünya Savaşından önce 1911 yılında girdiği
Trablusgarb Savaşı'nda son Afrika topraklarını İtaya'ya kaptırmış,
1912-1913 yıllarındaki Balkan
Savaşları'nda aldığı mağlubiyetle de Rumeli'deki nüfuzunu kaybetmiştir.
Çanakkale Savaşına rağmen
I. Dünya Savaşı'ndan da yenik ayrılan Osmanlı Devleti,
Mondros Mütarekesi gibi haysiyet kırıcı bir antlaşmayı imzalamak mecburiyetinde
bırakılmıştır.Türk Milleti'ne esaret zinciri vurmaya yönelik mütarekenin imzalanmasıyla
Osmanlı Devleti artık resmen değilse bile, fiilen yıkılmış sayılmakta idi.Ancak,
bütün bu olumsuzluklara rağmen, millet egemenliğine dayalı yeni bir Türk Devleti
kurma fikri ile yola çıkan
Mustafa Kemal Atatürk, Türk Milleti'nin kurtuluşu yönünde hiç bir zaman
ümitsizliğe kapılmadı. O, Türk Milleti'nin vatanı, bağımsızlığı, bayrağı, namusu...
gibi kutsal saydığı değerleri korumada her türlü fedakârlıktan kaçınmayacağını çok
iyi biliyordu.
Türk Milleti'ne olan güvenini her fırsatta ifade eden Mustafa Kemal Atatürk, 19
Mayıs 1919 günü Samsun'a çıkarak
Kurtuluş Savaşı yolunda ilk adımı atmış oldu. Samsun'da başlayan bu yolculuk
Kavak, Havza, Amasya ve Tokat istikametinde devam edecektir.
Tokat, Birinci Dünya Savaşı sonlarında Sivas vilayetine bağlı bir sancak merkezi
durumunda idi. Bu tarihlerde nüfusu yüz bini aşan Tokat Sancağı'nda, Türkler çoğunlukta,
Rum ve Ermeniler ise azınlık durumunda idi. Zile, Reşadiye, Niksar ve Erbaa Tokat'a
bağlı kazalardı.
Mondros Mütarekesi'nin imzalandığı günlerde ve hemen sonrasında Anadolu'da baş gösteren
sıkıntı, şüphesiz Tokat Sancağı halkını da üzmüş ve gelecek hakkında endişeye düşürmüştür.
Bilhassa, Tokat'ta azınlık durumunda olan Rumların, merkezi Samsun olmak üzere Tokat'ı
da içine alan bölgede Pontus Devleti kurmak istemeleri, Tokat halkının tedirginliğini
daha da artırmakta idi. Bu durum karşısında Tokat'ta yaşayan Müslümanlar tedbir
amacı ile 25 Şubat 1919 tarihinde "Karadeniz Türkleri Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti"
Tokat şubesini kurdular. Bu şubenin bir ay sonra da merkezi İstanbul'da olan "Vilayeti
Şarkiye Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'ne" bağlandığı bilinmektedir.15 Mayıs 1919'da Yunanlıların
İzmir'i işgal etmeleri Tokat halkı tarafından tepkiyle karşılanır. Tokat ve kazalarında
Redd-i İlhak Cemiyetleri kuruldu. Yunan işgalini protesto etmek amacıyla da 20 Haziran
1919 günü Niksar'da miting yapıldı. Niksar halkı nümayiş (miting) sonunda alınan
kararları "Redd-i İlhak Cemiyeti Reisi Mahir" imzasıyla itilaf Devletleri temsilcileri
ile A.B.D. Cumhurbaşkanı Wilson'a gönderir. Bu kararlarda "Biz Türk olan her vatan
parçasının Türk kalmasını istiyoruz. Siz de buna söz vermiş idiniz. Şimdi ise sözünüzde
durmadığınızı görüyoruz. Anadolu'ya uzatılacak bir tecavüz bizi öldürmek için uzatılan
bir adımdır. İnsaniyet ve adalet namına suikastten vazgeçiniz." denilmektedir.
Bu arada, 1. Dünya Savaşı'ndan dönen ihtiyat Zabitleri Tokat'ta "İhtiyat Zabitleri
Teavün Cemiyeti" adı altında bir cemiyet kurdular. Bu cemiyeti kuranlar hem kendi
aralarında yardımlaşmayı sağlamak hem de memleket davalarıyla ilgilenmek amacıyla
ortaya çıkmışlardır. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin çalışmalarını yeterli görmeyen
ihtiyat Zabitleri: "Memleketin derin yaralarını saracak vatanperver adamları göremiyoruz.
Kuvvetli bir heyet yoktur ki, Tokat'ı bu hususta tanıtabilsin. Kendilerini idareden
aciz adamlar, bu tehlikeli zamanlarda Tokat halkım nasıl yönetecekler?" diyerek
Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti İdari Hey eti'ne gençlerin de alınmasını istemişlerdi.
Sonunda istekleri yerine getirilerek gençlerin de Müdafa-i Hukuk Cemiyeti'ne girmeleri
sağlanmıştır. Bu durum Tokat'taki mücadele azmine daha da güç kazandırmıştır.
9. Ordu Müfettişi olarak Anadolu'ya gönderilen Mustafa Kemal Paşa, 26/27 Haziran
1919 gecesini Tokat'ta geçirdi ve ertesi sabah Sivas'a hareket etti. Mustafa Kemal
Tokat'a geldiğinde Belediye binasında şehrin ileri gelenleriyle bir toplantı yaparak
memleketin durumu hakkında genel bilgi verdikten sonra Milli Mücadele'nin kaçınılmaz
olduğu konusunda Tokatlıları ikna etti. Tabii bu arada Mustafa Kemal Paşa'nın
bazı engellerle karşılaştığımı belirtmek gerekir. Mesela, Sivas'a hareketi sırasında
Sivas Valisi Reşit Paşa, Mustafa Kemal'i tevkif etmesi için özel olarak görevlendirilir.
Ancak Mustafa Kemal Paşa, tedbirliliği ve ince zekâsı sayesinde bu engelleri aşmayı
başarmıştır.
23 Temmuz 1919'da toplanan Erzurum Kongresi'nde vatanın bütünlüğü ve milletin istiklâli
ile ilgili kararların alındığı bilinmektedir. Bu kongreye Tokat'tan Rıfat (Hamamcıoğlu)
Bey ile Sabri Efendi (Emekli Askeri Kâtip) katılmışlardır. Rıfat Bey, kongrede yaptığı
konuşmada davalarının "Hak ve istiklal" davası olduğunu belirtmiştir.
Sivas Kongresi'ne Tokat'tan temsilci katılmamasına rağmen, Erzurum Kongresi'nde
Temsil Heyeti üyeliğine seçilen Bekir Sami Bey'in Tokatlı olmasından dolayı Tokat'ın
Sivas Kongresi'nde temsil edilmiş olduğunu söyleyebiliriz.
Sivas Kongresi sona erdikten hemen sonra Temsil Heyeti, Damat Ferid Paşa hükümetini
istifaya zorlamak amacıyla İstanbul ile haberleşmeyi kesme kararı aldı. Alınan bu
karara Tokat da aynen uymuştur. 12 Ocak 1920'de açılan son Osmanlı Mebusan Meclisi'nde
Tokat, Ahmet ve Şevki Beyler ile Ömer Fevzi Efendi tarafından temsil edilmiştir.
İstanbul'un İngilizler tarafından işgal edilmesi ve İngilizlerin Meclis-i Mebusan'ı
basarak bazı Mebusları tutuklayıp sürgüne göndermeleri, diğer illerde olduğu gibi
Tokat'ta da nefretle karşılandı. Türk Milleti'ne yapılan bu haksızlıkları protesto
etmek için Tokat ve kazalarında mitingler tertip edildi. Ayrıca, bu vahim olayı
kınamak amacıyla itilaf Devletleri mümessillerine telgraflar çekildi.
İstanbul'un işgali ve Mebuslar Meclisi'nin dağıtılmasından sonra artık İstanbul'un
dışında yeni bir hükümet kurma fikri iyice kuvvet kazanmaya başladı. Nihayet, 23
Nisan 1920'de Ankara'da açılan TBMM İstanbul'u tanımadığını ilan etmek suretiyle
Türk Milleti'nin kurtarılması görevini üzerine almış oldu. Açılan bu yeni mecliste
Tokat'ı temsil eden milletvekilleri ise; Rıfat (Hamamcıoğlu) Bey, Hamdi (Mütevellioğlu)
Bey, Mustafa Vasfi (Süsoy) Bey, Nazım (Eski Harput Valisi) Bey ve İzzet (Gençağaoğlu)
Bey'dir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılması kararını tepkiyle karşılayan İstanbul
Hükümeti, Şeyhülislam Dürrizade Abdullah Efendi'ye 11 Nisan 1920'de bir
fetva verdirerek bu yolla Kuva-yı Milliye ruhunu yok etmeye çalıştı. Anadolu'nun
her tarafına duyurulan bu fetva bazı bölgelerde etkisini göstererek isyanların çıkmasına
sebep oldu. Nitekim, 14 Mayıs 1920 günü Postacı Nazım adında biri, Sivas'ın Yıldızeli
kazasına bağlı Kaman köyünde isyan etti. Bu isyana karşı tedbir maksadıyla Tokat'ta
50 kişilik Kuva-yı Milliye kuruldu. Ayrıca Köprübaşı, Niksar Yolu, Çay, Beybağı
ve Erenler mahallelerinde dışarıdan gelebilecek bir tehlikeye karşı kuvvet
bulunduruldu. Bu arada Niksar ve nahiyelerinden de yardım sağlandı.
9 Mayıs 1920'de Postacı Nazım Yenihan Kaymakamlığı'na gönderdiği mektupta: "Kavak'ta
verilen söze itimadan milletçe muhafaza sükuna karar verilmişken, 50 kişilik bir
müfrezenin sevk edilmesinden arada itimat kalmadı. İsteklerimize tahriri cevap alamaz
isek muhafaza sükunu mevcut kuvvetimizle ihlâl edeceğiz" diyordu. Bu isyanın
bastırılması için Mustafa Kemal, Zile'de bulunan 3. Kolordu Komutanı Sefahattin
Bey'i görevlendirdi. Merkezi Amasya'da bulunan 5. Kafkas tümeni Komutanı Yarbay
Cemil Cahit (Toydemir) 3. Kolordu'dan aldığı emir üzerine bir tabur askeri
Zile yoluyla Artova'ya, bir başka taburu da Tokat'tan Yıldızeli'ne gönderdi. Ancak,
gönderilen bu birlikler asiler karşısında başırılı olamadılar. Bu durumdan iyice
cesaret alan asiler Zile'yi işgal ettiler. Tümen komutanı Yarbay Cemil Cahit, Yıldızeli'nde
bulunan askeri birliğin de desteği ile Zile'ye girdi ve burayı işgalden kurtardı.
Suçlular ve asiler yakalanarak ağır şekilde cezalandırıldı. Postacı Nazım, Samsun
bölgesinde yakalanarak Amasya'ya getirildi ve idam edildi.
Tokat bölgesinde, TBMM kuvvetlerim uğraştıran bir başka isyan ise Aynacıoğlu Hasan
tarafından çıkarılan isyandır. Aynacıoğlu çetesi, Akdağ Mağdeni doğusunda bulunan
Ayvalıközü'nde Binbaşı Çolak İbrahim Bey kumandasında 2. Kuvva-i Seyyare tarafından
dağıtılmasına rağmen Aynacıoğlu Hasan, Hükümet kuvvetlerini bir süre uğraştırdı.
Nihayet 1921'de Batı Anadolu'da Yunanlılarla savaşmak şartı ile teslim oldu.
Bu olayların dışında Tokat ve kazalarında başka çete olayları da görülmektedir.
Bunlar arasında Molla Veli (Artova'nın Çıkrık Köyü), Kürt Bekir (Kazova'nın Munamah
Köyü), Koca Molla (Olukalan Köyü), Deli Şükrü (Şıhlar Köyü), Ali Çavuş (Fadlı Köyü),
İzzet (Erbaa Beldağı Köyü) çeteleri başta gelmektedir. Bu çetelerden bazılarının
Tokat'ta Rum isyanını bastırmasında hükümete yardımcı oldukları da inkâr edilemez.
Anadolu'da Kuva-i Milliye hareketini engellemek ve tamamen ortadan kaldırmak amacıyla
İstanbul Hükümeti 'nin kışkırtmaları sonucunda çıkan isyanlardan başka bunlardan
daha tehlikeli bir durumda olan Rum çeteleri hemen sonra tedhiş hareketlerine başladılar.
Karadeniz bölgesinde başlayan Pontusçuluk hareketi. Fener Rum Patrikanesi tarafından
kışkırtılıyor ve Yunan hükümetince de destekleniyordu. Merzifon Amerikan Koleji'nde
okuyan Rum öğrencileri 1904 yılında gizli Pontus Cemiyeti'ni kurdular. 1908'de de
çalışmasını genişleten Pontus Cemiyeti, "Müdafaa-i Meşruta" ve "Mukaddes Anadolu
Rum Cemiyeti" gibi cemiyetler tarafından destekleniyordu. Bunlardan Müdaiaa-i Meşruta
Cemiyeti'nin bir şubesi de Tokat'ta açıldı. Mondros Mütarekesi'nden sonra iyice
azıtan Rumlar, bilhassa Tokat'ın Erbaa, Niksar ve Reşadiye kazalarında faaliyette
bulunuyorlardı. Rum çetelerinin bu bölgelerde köyleri bastıkları, ırza geçtikleri,
Müslümanları öldürdükleri, evleri yakıp malları gasp ettikleri bilinmektedir.
TBMM hükümeti, 1921'de Rum çetelerine karşı giriştiği mücadelede büyük ölçüde
başarılı oldu. Tokat temsilcilerinden Rıfat Bey, 18 Mayıs 1922 günü meclise
verdiği önerge ile Dahiliye Vekilinden Pontusçuluk hakkında açıklama yapmasını istedi.
Karadeniz'deki Rumların büyük bir kısmı memleketin başka bölgelerine gönderilmek
sureti ile Pontusçuluk hareketi önemli ölçüde çözüme kavuştu. Böylece Tokat'ta etnik
bütünlük sağlanmış oldu.
Hazırlayan : Erdal ŞAHİN Kaynak : www. hasanseyh.com
http://www.cakirlikoyu.com/viewpage.php?page_id=5
EVDOKSİA, DOKİA (ANTİK BİZANS)
DOKAT (ARAP)
KAH-CUN (İRAN)
DAR ÜN-NUSRET (SELÇUK)
SOBARU (MOĞOL)
DAR ÜN-NASR (YILDIRIM BEYAZIT,OSMANLI DEVLETİ)
TOKAT (OSMANLI VE CUMHURİYET DÖNEMİ)


